Bilgi Edinme Yazıları;

Dulkadir köyünde (Tavşanlı-Kütahya) oğlak ölümleri üzerine değerlendirme-Dr. Mehmet Karadeniz ALTIN Bir yılan Hikayesi adlı kitabın yazarı

 

Kütahya- Tavşanlı Dulkadir köyündeki oğlak ölümleri üzerine değerlendirme

8.4.2016

Dr.Mehmet KARADENİZ

Maden Yüksek Mühendisi

ALTIN Bir Yılan Hikayesi adlıkitabın yazarı

 

Haberde, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Dulkadir köyünde, hastalanan keçilerin emzirdiği 150 kadar oğlak ile bir büyükbaş hayvanın telef olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, köylülerden Sayın Sözen’in iddiasında ölümlerin,hayvanların dereden su içmelerinin ardından başladığı ve günde ortalama 10 kadar oğlağın öldüğü ifade edilmiştir. Yanı sıra da derede, kurbağaların öldüğünden bahsedilmiştir. Bir başka ayrıntı ise, yağmur sonrasında, Eti GümüşAŞ. Tesisi’nden dereye siyanür karışmış olabileceğinin söylenmiş olmasıdır.

 

Ve bildirimde bulunulması üzerine de İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün çalışmalarabaşladığına işaret edilmektedir.

…

Şimdi, bu verilerışığında kaynağından başlayarak, elde yeterli veri olmadığı da hatırda tutularak, konuyu, kısmi manada irdelemek mümkündür.

 

Birinci adımda,tesis- dere ilişkisine bakmak zorunludur. Tesis- dere arasındaki, daha doğrusu hayvanların dereden su içtiği noktalardan tesise mesafenin ne kadar olduğu,yükselti farkı olup olmadığı, varsa hangisinin daha yüksekte bulunduğu, dereile tesisin doğrudan fiziksel ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve dereye başka akıntıların katılıp katılmadığı önemlidir.

…

 

Siyanürün kaynağı olarak nitelenen Eti Gümüş AŞ. Tesisi’nde, doğal bozundurma uygulandığı bilinmektedir. Bu yüzden, işletmenin artıklarının depolandığı gölette (barajda),besleme durumuna bağlı olarak, değişik noktalarda ve seviyelerde farklı bileşikler halinde ve yüksek konsantrasyonda siyanür olabilir.

 

Buradan siyanür kaçağı nasıl olabilir? Olasılıklardan biri, baraj tabanından sızmadır. Bu cevherin yapısından bilinir ki, ilk kuruluşunda işletmenin üretimini de olumsuz etkilemişti, kil varlığıdır. Killi malzeme, zaman içinde göletin tabanına çökerve geçirimsizlik sağlayarak, sızma olasılığını geçen zamanla birlikte azaltır, hatta ortadan kaldırır.

 

İkinci bir ihtimal, yağmur sonrası barajın taşmasıdır. Fakat bunun için, baraj duvarını yıkacak düzeyde şiddetle yağış olması gerekir. Bu ise, vuku bulmuş olsa, aynen 2011’de olduğu üzere ki, iç duvarda gerçekleşmişti, gözle müşahede edilebilirdi. Muhtemelen, o derece şiddetli yağış haberlere yansır ve kamuoyunca duyulurdu ve de sessiz karşılanmazdı. Dolayısıyla, böyle bir olay da pek mümkün görünmüyor.

 

Üçüncü olasılık, şiddetli yağmurun ardından, göletteki çözeltinin pH’ının düşmesi ve böylelikle, HCN açığa çıkmasıdır. Bu da küçük bir ihtimaldir. Öyle olsa bile, deredeki siyanürü açıklamaz, çünkü HCN yükselecek, havaya karışacak ve dağılarak seyrelecektir. Zorlama bir değerlendirmeyle; yağmurla, yeniden yeryüzüne inerek dereye karıştığı öne sürülebilir. Bunun için, başka hiçbir kimyasal tepkimeye girmemesi, dağılmaması gerekir. Ötesinde, dereye karıştığında da seyrelecektir.

 

Tesisten siyanür sızıntısı ile ilgili son bir nokta da, olayın süreklilik arz edip etmemesi, münferit olup olmamasıdır. Tesiste, sızıntıya yol açacak kimi aksaklıklar varsa ve giderilmemişse, zehirlenme vakalarının, düzenli aralıklarla olmasa da, aradabir gerçekleşmesi beklenir.

 

Böyle bir durum da saptanmamışsa, tesisten dereye siyanür karıştığını kabul etmek pek kolay görünmemektedir.

…

 

Öte yandan, derede kurbağa ölümlerine rastlandığı belirtilmektedir ki, bu ilginç bir ayrıntıdır. Eğer, ölümler siyanürden ileri geliyorsa ve derede balıklar varsa, onların daöldüğünün gözlemlenmesi gerekirdi. Bundan başka, çevredeki kuşlar ya da dereden su içen diğer bazı hayvanların da aynı şekilde etkilenmesi gerekirdi.

…

 

Oğlakların ve ineğin ölümüne gelindiğinde; öncelikle, bir hatırlatma önemlidir. O da, siyanürlerin, insan ve hayvan bünyelerinde birikim yapmadıkları gerçeğidir. Siyanür, bünyeye ağız, solunum veya deri yoluyla alınabilir. Doza bağlı olarak değişen sürelerde ölüme yol açabilir. Dolayısıyla, eğer, derede siyanür mevcutsa, bunun, oğlaklardan önce keçileri etkilemesi yüksek olasılıktır. Burada, vücut ağırlığı belirleyici etmenlerden biridir. Buna göre de oğlakların zehirlenmesi doğal görülebilir, ama keçiler suyu içtikten sonra, sindirim sürecinde siyanürün tesiri giderek azalır. Bu sebeple, zehirlenmenin, analarından ziyade oğlaklara yansıması makul değildir.

 

Bir diğer husus da süreyle alâkalıdır. Toplamda 150 kadar oğlak telef olduğu, günlük ölümün de 10 civarında gerçekleştiği belirtilmektedir. Demek ki, süreç yaklaşık 15 gün devam etmiştir. Bu durumda, keçilerin ya bu süre boyunca dereden su içmeyi sürdürmüş olması veya bir kez içmelerine rağmen, zehirlenmenin yaşanmış olması beklenir. Siyanür vücutta birikmediğine göre, keçilerin yalnızca bir kısmının dereden suiçtiği gibi tuhaf bir durum ortaya çıkmaktadır ki, oğlaklar peyder pey ölmüş olsun. O zaman, ölümlerin nasıl olup ta 15 gün devam ettiği ve süre boyunca analarının niçin ölmediği gerçeği, izaha muhtaçtır.

…

 

Eğer, sözü edilen hayvan ölümlerinin dereye siyanür karışması sonucunda yaşandığı düşünülüyorsa, tesisten dereye siyanür sızması olayının hangi yolla/mekanizmayla gerçekleştiğinin sağlam dayanaklarla açıklanabilmesi icap eder. Bu yapılamıyorsa, ölümlerin başka bir sebebinin de olacağı unutulmamalıdır.

…

 

Netice itibariyle,konuyu sağlıklı bir biçimde değerlendirebilmek adına, Tavşanlı İlçe Tarım veHayvancılık Müdürlüğü’nün yapacağı çalışmaların raporunun beklenmesi, en doğru yaklaşım olacaktır.

 

 

                   

Copyright © 2012.
Sitenin içeriğinde yer alan yazı ve resimlerin bütün hakları saklıdır. Yazı ve resimler izinsiz olarak kullanılamaz..
Siteyi en iyi İnternet Explorer 8.0 dışındaki tüm browserlarda düzgün görebilirsiniz.