Tıbbi Jeoloji Yazıları;

  Çevresel ve mesleksel hastalıkların nedeni JEOLOJİK UNSURLAR VE HALK SAĞLIĞI (TIBBİ JEOLOJİ)

 

 

JEOLOJİK UNSURLAR VE HALK SAĞLIĞI (TIBBİ JEOLOJİ)

 

Dr. Eşref ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi

esrefatabey@gmail.com

 

Bu yazının kısaltılmış hali;  Popüler Bilim Dergisi Haziran-Temmuz 2011, Yıl: 18, sayı: 207. 56-61. yayımlanmıştır.

 

Giriş

 

Türkiye jeolojik konumu açısından bir bakıma şanslı, bir bakıma şanssız bir ülkedir. Son 60 milyon yıldır plaka hareketleri, tektonik işlevler, bu ülkeye birçok kaynak kazandırmasının yanı sıra, bu alanı hamur gibi karıştırarak, çok kısa mesafelerde değişik bileşimli fasiyeslerin, katmanların, yapıların yan yana, alt alta, içi içe geçmesine neden olmuştur. Bugün Berlin’den yola çıkıp Paris’e kadar arabayla gitseniz ve belirli yerlerden toprak ve canlı örnekleri alsanız, Berlin ile Paris’in çevresindeki bileşimin çok az değiştiğini görürsünüz. Bu değişme, yan yana yer alan Trabzon ile Gümüşhane illerindeki değişmenin 1/10 bile değildir. Ne jeolojisi ne buna bağlı biyolojik bileşimi ne de iklimsel faktörleri birbirine benzer.

Bunun bilimsel açılımı ne demektir? Trabzon’da yapacağınız girişimlerle Gümüşhane’dekilerin birbirinden farklı olmasıdır. Birine uygulayacağınızı diğerine uygulayamazsınız. Her bölge hatta her il hatta her köy ve yerleşim yeri için ilk olarak belirli şeyleri tespit etmeniz gerekecektir. Bunların başında yaşam için en önemli olan hava ve su, bunlara bağlı olarak toprak yapısı olacaktır. Bu topraklar o denli karışmıştır ki, birbirlerine komşu köylerde bile içme suyunun biri serpantinli kayaçlardan, diğerinde kristal kayaçlardan, bir diğeri kumlu yığıntılardan çıkar ve insan sağlığını farklı şekillerde etkileyen unsurlar içerir.

 

Artan nüfusa, sanayileşme ve plansız kentleşmeye bağlı olarak nefes aldığımız hava, içtiğimiz su ve aldığımız gıdalar kirlenmekte ve yaşam alanlarımız giderek daralmaktadır.

Deprem, sel felaketi, çığ, kaya düşmesi hayatımızın birkaç saniyesinde veya bir kaç dakikasında etkili olurken, asbest, eriyonit, silis gibi mineral tozlarının solunum yoluyla alındığında sağlığı olumsuz etkileri; arsenik, civa, kurşun, kadmiyum elementleri ile  radon gazının zehirleyici özelliği, iyot, selenyum, çinko, demir, mangan, bakır, sodyum, kalsiyum, magnezyum vd. elementlerin azlığı yada çokluğu insan bedenini doğumdan ölüme kadar etkileyen birer doğal afet konumundadır.

 

Ülkemizde yaklaşık 12 milyon kişi asbest, 12 bin kişi eriyonit, 24 milyon kişi kömür, kuvars vd. tozlarının, 2 milyon kişi radon gazı etkisinde, 32 milyon kişi arsenikli su, 2 milyon kişi florlu su içilmesi gibi etki altında, 35 milyon kişi iyot yetersizliğinden etkilenmektedir. İnsan kaynaklı unsurları düşündüğümüzde; maden çıkarma ve arıtma sırasında, fosil yakıt, metalurji ve kimya sanayi atıkları, jeotermal kaynaklardan arsenik, bor, CO2 gazı etkilenmesi, lağımlardaki ağır metal, trafik kirliliği, gübrelemeden gelen ağır metaller, ilaçlamadan kaynaklanan arsenik vd. zararlılar düşünüldüğünde tüm nüfus etki altındadır diyebiliriz.

 

Ülkemiz coğrafyası ve jeolojik yapısındaki çeşitlilik dikkate alındığında, belli yöre ve bölgelerde, insanların kansere yakalanmaları, genç yaşta dişlerinin lekeli-hareli olması ve evlenme çağına geldiklerinde utançlarından ön dişlerini çektirmeleri ve dişlerini çamaşır suyuyla yıkamaları, iskelet yapılarının bozulması, derilerinde fiziksel değişikliklerin ortaya çıkması, boylarının cüce kalması vb. sebeplerle sağlıklarının bozulması bir kader bir yaşam tarzı olarak bilinmekte ve benimsenmektedir. Oysa bunların temel nedenleri arasında toprak, su ve hava yoluyla  yaşamımızı etkileyen element ve mineral gibi doğal jeolojik unsurların ve süreçlerin rolü bulunmaktadır.

Çevremizdeki Kayaçlar-Mineraller-Elementler gibi jeolojik unsurların ile Depremler-Volkanlar gibi jeolojik süreçlerin insan sağlığı üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkilerini ve bu etkilerin coğrafik dağılımlarını ortaya koyan bilim dalına ‘’TIBBİ JEOLOJİ’’ adı verilmektedir.     Tıbbi Jeoloji alanında göstereceğimiz gayretle ve alınacak önlemlerle insanlar bu etkilerden dolayı hastalanmayacak-ölmeyecek, ülkemiz bunun için ilaç-tıbbi malzeme ithal etmeyecektir. Sadece kansere neden olan eriyonitli tüflerin üzerinde bulunan bazı yerleşim birimlerinin taşınması için belli bir kaynağın harcandığı düşünüldüğünde, ülkemizde rehabilite edilecek yüzlerce merkezin olduğu ve yerleşime açılacak alanlarının durumu dikkate alındığında Tıbbi Jeoloji çalışmalarının ülke ekonomisine katkısı ve önemi anlaşılmaktadır.

 

Ülkemizdeki Tıbbi Jeoloji konuları

 

Çevresel ve mesleki akciğer hastalığı nedenleri: Bunların en önemlisi ticari adı ASBEST olan mineral toz ve lifleridir.

 

 1-Serpantin Grubu asbest mineralleri: Krizotil, lizardit ve antigorit mineralleri.

 

2-Amfibol Grubu asbest mineralleri: Krokoidolit, amozit, antofillit, tremolit ve aktinolit toz ve lifleri en etkili olanlardır.

Ülkemizde başlıca Çankırı bölgesi, Denizli-Bekilli-Çal Bölgesi, Sivas bölgesi, Amanos Dağları, Bursa Bölgesi, Çanakkale, Çorum ve Amasya Bölgesinde yaygın olarak bulunmaktadır.

 

         İkinci risk taşıyan mineral tozları bazı yerleşim birimlerindeki volkanik tüfler içinde bulunan ERİYONİT mineralidir. Bu mineral özellikle Nevşehir bölgesindeki Sarıhıdır, Tuzköy ve Karain köyleri ve yakın çevresinde yoğunlaşmaktadır.

 

Mesleki toz hastalılarına yol açan unsurlar: Bunlar içinde en önemlisi silikozise yol açtığı bilinen kristal silika tozudur. Özellikle kot ağartma işinde çalışanlarda yoğun olarak etkili olmaktadır.

Zonguldak bölgesindeki kömür madenciliğinde risk oluşturan kömür tozları antrakosis olayı olarak bilinmektedir.

Ayrıca, manganez, demir, talk, kaolen tozları sağlık riski taşımaktadır.

 

Arsenik: Ülkemizin jeolojik yapısı dolayısıyla doğal arsenik kaynaklarının çokluğu dikkati çekmektedir. Belli bir orandaki  içme suları limitin üzerinde (WHO öngördüğü 10 mikrogram/ litre) arsenik derişimine sahiptir. Bunlardan Kütahya Emet ve Nevşehir ili ile Kırşehir iline bağlı bazı yerleşim yerlerini sayabiliriz.

 

Flor: İçme sularında flor derişimi  0.5-1.5 miligram/litre arası sağlık bakımından gereklidir. Bunun altında ve üstündeki değerler sağlık riski taşımaktadır. İçme sularında limitin üstünde flor tesbit edilen yerler arasında; Nevşehir-Kızılırmak Vadisi çevresi, Kırşehir-Kaman ilçesi bazı köyleri, Isparta bölgesi, Ağrı-Doğu Bayezıt bölgesi ile Eskişehir-Karacaören sayılabilir.

 

İyot: Niğde’nin bazı köyleri, Ankara- Nallıhan’nın bazı köyleri, Kırşehir-Kaman bazı köyleri ile Kastamonu köylerinde yaşayan halkta guatr hastalığı bakımından dikkate değer bir fazlalık görülmektedir. Bu sorun jeolojik formasyonlardan, toprakta selenyum eksikliği ve mineral içermeyen suların tüketilmesi vb. nedenlerden kaynaklanmaktadır.

 

Doğal radyasyon: Özellikle granitik, siyenit, pegmatit damarlarında, bazı volkanik kayalarda ve altere zonlarda, kumtaşlarında ve bu kayaların kumlarında  doğal radyasyon değerleri dikkate değerdir. Bu yerler arasında; Manisa-Köprübaşı, Çanakkale Ezine ilçesi Geyikli sahil siyah kumları, Küçükkuyu ile Ayvacık arasında kalan bazı köy yerleşim alanlarındaki volkanik tüflerde, Eskişehir Kaymaz, Beylikahır-Karacaören köyünde, Yozgat-Sorgun sayılabilir.

Antropojenik (insan kaynaklı) etkilenme: En önemli etki maden çıkarma, arıtma işlemlerinin yapıldığı alanlardaki atık pasaların yol açtığı asit maden drenajı olayıdır. Gerek işletilmekte olan ve gerekse terkedilmiş maden ocakları çevresinde asidik ortamda kimyasal reaksiyonlar olmakta ve bunun sonucu olarak yeraltısuyu, toprak ve besin kaynakları kirlenmektedir.  Konya-Sızma ve Ladik’de kurşun ve civa, Ödemiş ve Beydağ’ında civa, Ulukışla Maden’de kurşun, Balya’da kurşun, Lapseki Koru derede kurşun, Kütahya-Gümüşköy’de gümüş işletmeleri ile terkedilmiş ocaklar ve çevresi, kömür madenleri pasaları ve ocakları çevresi kuyu ve içmesuları kirlenmektedir.

 

Jeotermal kaynaklardan ve bor madeni işletmesinden dejars olan bor kirliği, Emet, Kızıldere vd. sıcaksu kaynaklardan gelmektedir. Davutlar gibi başka yerlerde de olan radonlu kaplıcalara dikkat edilmelidir. CO2 bağlı sağlık riskleri de dikkate değerdir.

 

Jeolojik yapı dolayısıyla genel olarak ülkemiz toprakları kireçli olduğundan, çinko ve demir başta olmak üzere toprağa salınamamakta bundan dolayı da besinlere geçememekte ve insanlarda çinko ve demir eksikliği nedeni olmaktadır. Ülkemizin bazı yerlerinde yaşayan özellikle  kadınlarda toprak ve kil yeme alışkanlığına bağlı olarak sağlık sorunları yaşanmaktadır. Bu olaylar Kırşehir ili ile Hatay ili bazı köyleri, Yozgat, Çankırı, Konya, Ankara’nın bazı yerlerinde yoğun olarak tesbit edilmiştir.

 

Yerkabuğu ve insan

 

İnsan sağlığı açısından; üzerinde yaşanılan toprak, alınan besin maddeleri, içilen su ve solunan hava hayati önem taşıyor. Yerkabuğunun bileşenleri yaşamı doğrudan etkiliyor. Günümüzün milyonlarca insan; radon, toryum, uranyum, arsenik, civa, kurşun, kalay, kobalt, nikel, molibden, silisyum, bakır, kadmiyum, kükürt, magnezyum, talyum, flor, iyot, vb. elementlerin azlığından veya  çokluğundan dolayı sağlık sorunları yaşamış ve yaşamaktadır. İnsanlık tarihi binlerce yıl boyunca veba, çiçek, humma gibi büyük felaketler yaşatmış hastalıklarla doludur ve bunların tedavisinde yerkabuğunu oluşturan bazı kayaç ve minerallerden de  yararlanılmıştır.

 

Tıpkı vücudumuzu oluşturan hücreler benzeri yerkabuğunu oluşturan kayalar (kayaçlar) da çeşitli minerallerden oluşmuştur. Yaşamları süresince insanlar bu minerallerle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içindedir. Doğadaki bazı mineraller insan sağlığına yararlı, yaşamı kolaylaştırıcı (sanayi, tıp, tarım vb.) ve yaşam için gerekli özelliklere sahiptir. İçtiğimiz suda, alınan besin maddelerinde ve solunan havada değişik mineraller bulunmaktadır. Bunlardan bazıları kanserojen olması nedeniyle sağlığımıza zararlıdır. Yerkabuğu-yeryüzü içtiğimiz suyu ve yediğimiz besinleri sağlar. Önemli olan onu her zaman korumaktır. Havada, suda, toprak ve kayalarda insanların sağlığını çeşitli yollarla etkileyen doğal veya insan yapımı herhangi bir kirlenme olduğu zaman bunun sağlık için önemini anlamak ve gerekli önlemleri önceden  almaktır.

 

Gezegenimizin temel yapı taşları olan kayaç ve mineraller doğada bulunan elementlerin çoğunu barındırırlar. İnsan vücuduna besinler, su ve hava yoluyla giren bu elementlerin çoğu küçük dozlarda bitki, hayvan ve insan sağlığı için gereklidir. Besin zinciri yoluyla ve ayrıca  atmosferdeki toz ve gazların solunmasıyla birlikte jeoloji, insan sağlığı ile doğrudan ilgilidir.

 

12 Haziran 1991 yılında Filipinlerdeki Pinatubo yanardağının püskürmesi jeolojinin dramatik etkileri açısından  güzel bir örnektir.  İki gün boyunca Pinatubo, 10 milyar ton magma ve 20 milyon ton SO2 çıkarmıştır. Çıkan gazlar  dünya iklimini üç yıl süreyle etkilemiştir. Ortama 800.000 ton çinko, 600.000 ton bakır, 550.000 ton krom, 100.000 ton kurşun, 1000 ton kadmiyum, 10.000 ton arsenik, 800 ton civa, 30.000 ton nikel çıkmış olduğu hesaplanmıştır (Garret, 2000).  Volkanik püskürmeler arsenik, berilyum, kadmiyum, civa, kurşun, radon ve uranyum gibi çok sayıda zararlı elementi çevreye dağıtmıştır.

 

1493-1541 yılları arasında yaşamış olan Paracelsus; ‘Tüm maddeler zehirdir; zehir olmayan  hiçbir şey yoktur. Doğru doz  zehri ve devayı (ilacı) ayrı kılar’ demiştir.

 

Paracelsus, temel bir toksikoloji yasası tanımlamıştır: Elementlerin miktarı ya da konsantrasyonundaki bir artış, biyolojik işlevleri engelleyen  ve sonunda ölüme götüren olumsuz biyolojik etkilerin çoğalmasına neden olmaktadır. Sağlığı etkileyen tüm elementler doğada bulunmakta ve yaşayan canlılar olarak  varlığımızın temelini oluşturmaktadır.

Biyosferdeki elementlerin oynadığı rolün bir göstergesi olan elementlerin periyodik tablosu doğayı anlamanın temelidir.

MÖ 3. Yüzyılda Çin’de  tıbbi metinlerde neden ve sonuç ilişkileri bulunmuştu. Bilim ilerledikçe önceleri bilinmeyen ilişkiler anlaşılmaya başlamış ve yeni bir bilim dalı gelişmiştir: TIBBİ JEOLOJİ.

 

TIBBİ JEOLOJİ çeşitli minerallerin ve elementlerin eksikliğini, organik bileşenlerin taşınmasını, şekil değiştirmesini ve miktarını, insan, hayvan ve bitki sağlığı üzerinde iyi  ve kötü yönde etkilerini inceleyen ve doğal jeolojik etmenler ile insan ve hayvan sağlığı arasındaki sorunları ile bu sorunların coğrafi dağılımındaki olağan çevresel etmenlerin etkileriyle ilgilenen jeoloji biliminin bir uygulama alanıdır.

 

Yeni gelişmekte  ve insan yaşamında giderek önem kazanan bu gibi sağlık konuları Tıbbi Jeolojinin doğrudan ilgi alanına girmektedir. Jeoloji Mühendislerini, Maden mühendisleri, Tabipleri, Patologları,  Epidemiologları, Diş Hekimlerini, Veteriner hekimlerini, Ziraat Mühendisleri, Kimya Mühendisleri,  Biyologları, Hidrojeologları, Mineralogları, Radyasyon Fizikçiler, Halk Sağlığı uzmanları vd. meslek gruplarını doğrudan ilgilendiren Tıbbi Jeoloji konusu gereği; insan, hayvan ve bitki sağlığı üzerine, ortam jeolojisinin etkilerini incelemekte olan yeni ve fakat hayati öneme sahip bir bilim dalıdır. 

 

Tıbbi Jeoloji Konuları

 

İNSAN KÖKENLİ (ANTROPOJENİK) KAYNAKLAR

-Maden çıkarma ve arıtma işlemleri

-Fosil yakıtlar, Jeotermal kaynaklar, Nükleer santrallar ve etkileri

-Sanayi atıkları

-Taşıma, atmosfer ve kentsel ortam kirlilikleri

JEOLOJİNİN BESİNLERE OLAN ETKİLERİ

-Besinlerin jeolojik kaynakları

-Gerekli mineraller

-Topraktaki elementlerin biyoerişirliliği

-VOLKANİK PÜSKÜRMELER VE SAĞLIK

TOPRAK VE SU YOLUYLA ETKİLENME

-İçme suyunda inorganik arsenik

-İçme suyunda flor

-Selenyum

-İyot

-Bor elementi    

 

DOĞAL RADYASYON VE RADONUN SAĞLIĞA ETKİLERİ

-Doğal radyasyon kaynakları

- Radon ve etkisi

-Tütünde Radyoaktivite

 

-İNSANLARDA DEMİR-ÇİNKO EKSİKLİĞİNE BAĞLI TOPRAK-KİL YEME ALIŞKANLIĞI VE SAĞLIK SORUNLARI

-Toprakta taşınan patojenler ve etkileri

-Yeraltı suyu jeokimyası ve sağlık

-Gerekli eser elementlerin eksikliği ve sağlığa etkileri

-Elementlerin doğal dağılımı

-Biyokimya ve metal biyolojisi

 

-BELİRLİ METALLER VE SAĞLIĞA ETKİLERİ

-SAĞLIĞI ETKİLEYEN MİNERAL TOZLARI

(Çevresel ve mesleki akciğer hastalıkları) PNÖMOKONYOZLAR

-Asbest mineralleri ve etkileri

-Eriyonit minerali ve etkileri

-Silis, demir, alüminyum, manganez, talk, barit, berilyum ve kömür tozları

-Hayvanlarda element ve minerallerin etkileri (flor, mangan, molibden, kobalt, selenyum, iyot, bakır, çinko, demir vb)

Fiziksel Tıp’da Tıbbi Jeoloji

Adli Tıp’da Tıbbi Jeoloji

Tıbbi jeolojide uygulanan teknikler, analiz yöntemleri, Coğrafi Bilgi Sistemi Yöntemleri

Yasa ve Yönetmeliklerde, yerleşim yeri planlamalarında Tıbbi jeolojinin yeri ve önemi.

 

TIBBİ JEOLOJİ TARİHÇESİ

 

Tıbbi jeoloji yeni bir bilim dalı olmasına karşın; yaşanılan ortamdaki elementlerin ve minerallerin insan sağlığı üzerinde etkileri binlerce yıldan beri bilinmektedir. Kodiak’da (Alaska)  Karluk Arkeolojik sahasında 7000 yıl önce yaşamış ve günümüze kadar korunmuş olarak gelebilen yaşlı bir insan saçındaki civa, kadmiyum ve selenyum miktarları ölçülmüş, bu işlemler yapılırken ölçümler sırasında geçen zaman içerisinde bazı elementlerin içeriğinde eksilme ve yükselme olabileceği dikkate alınmıştır. Ayrıca kurum (yanmayla  geriye kalan artık) ve toz tanelerinin  en az 5000 yıl önce yaşamış Tyrelean buzadamının  korunmuş akciğer dokusundaki kurum ve kuvars kristalleri içeren tozları solunumla aldığı ve bu nedenle rahatsızlandığı belirlenmiştir. 2400 yıl önce Hipokratlar ve Helenik (Hellenic) yazarlar, insan hastalıklarının coğrafik dağılımlarını, çevresel faktörlere bağlı olarak tanımlamışlardır. İ.Ö. 300 yılında ise Aristole, madencilerde kurşun zehirlenmelerini not etmiştir. Yine tarihsel kayıtlardan anlaşıldığına göre kayaçlar ve minerallerin  binlerce yıldır veba, çiçek, humma gibi hastalıkların tedavilerinde kullanılmış, eski Yunanlılar çeşitli mineral ve elementlerin zararlı etkilerini, eski Çin eczacılığı sayısız mineralin sağlığa yararını tanımlamışlardır. 300 yıl önce bilim insanları çeşitli mineraller ile bunların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek için incelemeler başlatmışlar ve dünyada bu konuda yerbilimciler,  biyotedaviciler ve halk sağlığı araştırmacıları  arasında tıbbi jeoloji meselelerini çok geniş bir biçimde ele alan  bir çok ortak inceleme  yapılmaktadır.

 

Çoğu durumda sağlık sorunları mesleki nedenlere bağlanırken doğal çevreyle olan sıkı bağları da bilinmekteydi. MÖ.3 YY. Song ve Ming  hanedanları döneminde  kayaç ezilmesiyle ilgili akciğer sorunları ve mesleki  kurşun zehirlenmesi belirtileri bilinmekteydi.  Tang Hanedanı döneminde bir simyacı, kurşun, gümüş, bakır, antimuan, altın ve demirin zehirli olduğunu belirtmiştir.

 

Çağdaş arkeologlar, osteologlar ve tarihçiler  bize sıklıkla  tarih öncesi kadavra ve mumyalarının ortaya çıkardığı kötü sağlık durumları, o dönemin çevresel koşullarına bağlanabileceğine ilişkin kanıtlar sunarlar. Örneğin; guatr, eski Çin, Yunanistan ve Mısır ile Peru’daki İnka Devletinde yaygın olan ciddi iyot eksikliğinin sonucudur. Bu eksikliğin çoğunlukla iyi bir iyot kaynağı olan deniz yosunu ile tedavi edilmesi, bu eski uygarlıkların bir dereceye kadar  beslenme yetersizliklerini doğal yollardan giderebildiklerini göstermektedir.

 

Hipokrat ‘Havalar, Sular ve Yerler’ adlı eserinde belli koşullar altında suyun ‘demir, bakır, gümüş, altın, kükürt, şap, bitüm ya da güherçile içerenleri gibi termal sular çıkaran topraktan geldiğini’  ve bu suların kullanılamayacağına dikkat çekmiştir. Romalı bir mimar olan Vitruvius MÖ.I.YY.’da madenlerin yakınındaki suyu ve kirliliği gözleyerek madencilikle ilişkili  potansiyel sağlık  tehlikelerini belirtmiştir. Sonraları MS.I.YY’da Yunanlı hekim Gales, bakır çıkarılmasıyla ilişkili asit dumanlarına dikkat çekerek madencilik faaliyetlerinin yarattığı tehlikeyi onaylamıştır.

 

Jeoloji ile sağlık arasındaki  bağlantıyı ilk kez  1270’lerde amcasıyla Çin’e giden Marco Polo anlatmaktadır.‘On gün sonunda Su-chau iline varmaktayız... Bu yoldan geçen gezginler ülkenin bu bölümünü hiçbir şekilde bölgeye yabancı bir hayvanla geçmeye cesaret edemez, çünkü burada yetişen zehirli bir ot ile  beslenen hayvanlar ayaklarını kaybederler, bölgede doğup büyüyen hayvanlar bu otu tanır ve ondan sakınır (Latham, 1958).

 

Marco Polo’nun gözlediği belli bitkileri yiyen atlarda görülene benzer durumun bugün selenyumun birikmiş olduğu  bitkilerin tüketilmesinden kaynaklandığını biliyoruz ve bu gezginin öyküsü selenyum zehirlenmesinin ilk kanıtı sayılabilir. Marco Polo ayrıca Yarkand vaha şehrinin çevresindeki bölgede tanımladığı guatrıda suyun farklılığına bağlamıştır. Daha önce de Kirman şehrinde yaşayanların savaşma eksikliğini toprağın doğasına bağlamıştır. Bölgede çadırda yaşayan bu insanların çadırlarının önüne güçlerini yeniden kazanmaları amacıyla toprak yerleştirilmiştir.

 

Metal üretiminden ileri gelen sağlık sorunları dünyanın pek çok yerinde tanımlanmıştır. Eski toplumlarda yagın olan ağır metal kullanımı, zehirleyiciliğini ortaya koymuştur. Günümüzde kurşun ile çeşitli sağlık riskleri arasındaki ilişkiler iyi bilinmekte iken geçmişte çok az bilinmekteydi.

 

Türkiye’de tıp biliminin jeoloji ile ilgisi safra kesesi, böbrek ve mesane taşlarının incelenmesiyle başlamıştır. Eski dönemlerde organlardaki taşı görüntüleme imkanı olmadığı için sadece klinik bulgulara bakarak taş olabileceği düşünülüyordu; ender hallerde, idrar ile taş düşürüldüğünde hastalığın sebebi anlaşılıyordu. Bugün bile yukarıda anılan organlarda neden taş oluştuğununun nedeni kesin olarak bilinmemektedir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından İstanbul'da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909 yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye'de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanik derslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya ‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma'aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Bu dersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa'nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğu ve  mineralojiyi çok iyi bildiği için “Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir.

 

Gelişmiş ülkeler, nehir, göl ve deniz gibi doğal kaynaklarda yaşayan bitki ve canlılarda sağlık yönünden araştırma yapmaktadır. Mesela deniz, göl ve nehirlerden çıkarılan balıklarda kanser olup olmadığına bakmaktadırlar. Kanserli hayvanların iç organlarında, nikel, kurşun, civa gibi kanserojen maddeleri aramaktadır. Buldukları taktirde bunun kaynağına yönelik çalışmalar yapmaktadır. Türkiye gibi üç yanı denizlerle çevrili, içinde çok sayıda göl ve zengin akarsu ağının bulunduğu bir coğrafyada bu tür çalışmaların bir an önce başlaması gerekiyor.

 

Jeoloji ile ilgili Türkiye haritasına bakıldığında, insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan asbest, eriyonit, arsenik gibi bir çok mineral ve elementin bulunduğunu ve bu haliyle doğal bir araştırma laboratuvarı görünümünde olduğu anlaşılır. Belli yörelerdeki insanlar risk altındadır.

 

Tıbbi Jeoloji kapsamındaki olaylar ve süreçler eski çağlardan beri devam ediyor ve konu günümüzde jeolojinin ve tıbbın açılım yaptığı bir kapsamda ele alınıyor. Jeoloji mühendisler ile tabipler, veterinerler, ziraatçılar, kimyacılar ve biyologların birlikte geliştirebilecekleri projeler, ülkemizde insan sağlığına ilişkin gelişmelere önemli katkılar koyacaktır.

 

Bu nedenle öncelikli olarak ülkemizin asbest haritasının tamamlanması gerekmektedir. Eriyonit, civa, arsenik, radyoaktif alanlar, ağır metal kirliliği olan alanlar, riskli alanlar için içme ve kullanma sularının durumları ortaya konulmalıdır.

 

İnsan vücudu  elementlerden oluşmaktadır. 70 kg insan vücudunda 1000g kalsiyum, 700g fosfor, 20-28g magnezyum, 1.3g sodyum, 110-150g potasyum, 2-2.5g çinko, 120g bakır, ve  20g selenyum bulunduğu belirtilmektedir. Bu elementler topraklardan ve öncesinde de toprakların geldiği ana malzeme olan kayalardan gelmektedir. Besin açısından önem taşıyan mineral öğeleri, esasen silikatlarda bulunan (örneğin: manganez), bir kısmı silikatlar ve sülfitlerde (örneğin: çinko, selenyum), bir kısmı sülfitlerde (örneğin: bakır, molibden) nabit elementler olarak ve bir kısmı da silikatlar, sülfitler ve nabit metal olarak bulunanları (örn., demir) içerir. Bunlar arasında en yaygını yerkabuğunda en bol bulunan dördüncü element olan demirdir (Combs, Jr., 2004).

 

Besinleri sağlayan toprağın temelini kayaçlar oluşturur. Ana kayadan gelen malzeme kalıntı halde olabildiği gibi magmatik, metamorfik ya da tortul ana kayaç döküntüleriyle de gelebilir. Ana kayaç malzemesinin mineralojisi belirli bir topraktaki kil minerallerinin tipini ve miktarını belirleyerek toprakta yaşayan mikropların tiplerini ve dağılımı üzerinde rol oynamaktadır. Ana malzemenin dokusu ile pekişme derecesi toprak içinde suyun ve havanın hareketini, bitkilerin köklenme yeteneğini ve sonuçta birçok mikrobun yaşayışını doğrudan denetler.

Kayaç gruplarındaki element dağılımı (Garrett, 2004) göre şöyledir.

Pütonik kayaçlar: Si-Al-Fe-Mg-Ca-Na-K-Ti-Mn-Cr-V-Zr-Hf-REEs-Th-U-Sr-Ba-P-B-Be-Li-Sn-Ga-Nb-Ta-W-tuzlar

Felsik magmatik kayaçlar: Si-K-Na

Alkali magmatik kayaçlar: Al-Na-Zr-Ti-Nb-Ta-F-P-Ba-Sr-REE’ler

Mafik magmatik kayaçlar: Fe-Mg-Ti-V

Ultramafik magmatik kayaçlar: Mg-Fe-Cr-Ni-Co

Bazı pegmatitler: Li-Be-B-Rb-Cs-REE’ler-Nb-Ta-U-Th

Bazı dokanak metasomatizma yatakları: Mo-W-Sn

Potasyum feldspatları: K-Rb-Ba-Pb

Diğer potasyumca zengin mineraller: K-Na-Rb-Cs-Tl

Ferromagnezyum mineralleri: Fe-Mg-Mn-Ni-Co-Cu-Zn

Fe-oksitce zengin çökel kayalar: Fe-As-Co-Ni-Se

Mn-oksitce zengin çökel kayalar: Mn-As-Ba-Co-Mo-Ni-V-Zn

Fosfatlı kireçtaşlar: P-F-U-Cd-Ag-Pb-Mo

Siyah şeyller: Al-As-Sb-Se-Mo-Zn-Cd-Ag-U-Au-Ni-V

 

Combs, Jr., (2004)’e göre sağlığı korumak için 16 mineral öğesinin gerekli olduğu saptanmış olup, bunların başlıca beş genel fizyolojik rolü bulunmaktadır.

Kemik ve zar yapısı için; kalsiyum, fosfor ve magnezyum, florür, su ve elektrolit dengesi için; sodyum, potasyum ve klorür, metabolik kataliz görevi için; çinko, bakır, selenyum, magnezyum ve molibden, oksijen bağlanması için; demir, hormon etkileri için de iyot ve krom gereklidir.

 

Çevre kirlenmesiyle sonuçlanan insan etkinlikleri şunlardır (Fuge, 2005)

 

Maden çıkarılması ve işlenmesi, maden cevherleri ile filizlerinin dökümü ve arıtılması

Enerji üretimi: Fosil yakıt, nükleer, jeotermal ve hidroelektrik enerjiler

Diğer sanayi ve imalat etkinlikleri: Metalürji ve kimya sanayileri, tuğla ve boru imalatı, çimento imalatı, seramik ve cam sanayisi, plastik ve boya imalatı ile gübre imalatı

Atık boşaltma: Evsel atıklar, uçuşan küller, lağım, nükleer ve atıkların açık olarak yakılması

Tarımsal uygulamalar: Mineral kaynaklı gübreler, gübre ve sulu lağım çamurunun birlikte uygulanması, zararlı öldürücü (pestisit) ve ot öldürücülerin (herbisit) uygulanması.

Taşınma: Motorlu taşıtların yarattığı kirlilik; bu kirlilik özellikle kentsel ortamlarda yaygındır.

 

Zararlı etkileri olduğu bilinen bazı elementlerin önemli insan kökenli (antropojenik) kaynakları (Fuge, 2005)

 

Antimuan      Madencilik, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi (kömür, petrol, turba).

Arsenik                  Madencilik, döküm işleri, çelik yapımı, fosil yakıt tüketimi, jeotermal enerji üretimi,

fosfat gübre, zararlı öldürücüler

Kadmiyum     Madencilik, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, küller,fosfat gübresi, lağım sıvıları,

                   motorlu taşıtlar

Krom            Çelik yapımı, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, küller,fosfat gübresi, lağım sıvıları

Kobalt           Madencilik, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi

Bakır            Madencilik, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, küller, fosfat gübresi, lağım sıvıları,

zararlı öldürücüler

Flor             Madencilik, alüminyum arıtımı, çelik yapımı, fosil yakıt tüketimi, tuğla yapımı,

                   cam ve seramik imalatı, fosfat gübresi

Kurşun                   Madencilik, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, küller, fosfat gübresi, lağım sıvıları,

                   motorlu taşıtlar

Civa             Döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, küller, lağım sıvıları

Nikel            Madencilik, döküm işleri, çelik yapımı,  fosil yakıt tüketimi, petrol arıtımı, lağım sıvıları,

                   motorlu taşıtlar

Selenyum      Döküm işleri, fosil yakıt tüketimi

Talyum                   Döküm işleri, fosil yakıt tüketimi

Uranyum       Fosil yakıt tüketimi, fosfat gübresi

Vanadyum     Çelik yapımı,  fosil yakıt tüketimi, petrol arıtımı

Çinko            Madencilik, çelik yapımı, döküm işleri, fosil yakıt tüketimi, fosfat gübresi, lağım sıvıları,

                   zararlı öldürücüler, motorlu taşıtlar, galvanize metal

 

Asit maden drenajından etkilenen nehirler, göller ve haliçlerde kirleticiler, biyosfere aşırı hasar verebilirler. Bu hasar kadmiyum, bakır, çinko ve alüminyum gibi metaller ile arsenik gibi metalsiler ile zenginleşen okrun çökelmesi ile şiddetlenir. Okr, çoğunlukla ince olduğundan balıklarca sindirilir.

 

Kömür gibi fosil yakıtların yakılması suretiyle insan sağlığına zararlı bir çok element açığa çıkmaktadır. Fosil yakıtlarda birçok eser elemente rastlanmıştır. Elementlerin konsantrasyonları değişebilir olup yakıt kaynağına bağlı olarak değişir. Avrupa’da petrol ve kömür yanmasının atmosferde belirgin ölçüde arsenik, kadmiyum, krom, bakır, nikel ve vanadyum birikmesine yol açtığı öngörülmüştür

 

Kömürdeki florun varlığının biyosferi etkilediği belirlenmiştir. Flor bitkiler için oldukça zehirleyici bir gazdır. Terkedilmiş kömür ocaklarından çıkan gazlar da fosil yakıtlarla ilgili bir başka kirlenme kaynağıdır. Bu tür alanlar aynı zamanda arsenik, kadmiyum ve bakır gibi elementler, siyanür ile toprağın altına sızabilen fenoller ve katranlar gibi organik bileşenlerin de kaynağı olan kalıcı atık yığınlarıdır.

 

Bor minerallerine oluşumu itibariyle arsenik eşlik etmektedir. İnsanlar, hava ve sudaki bor mineralleriyle, bor yatakları bakımından zengin havzalardaki yeraltı ve yerüstü sularını içerek ve kullanarak, bor yoğunlukları yüksek yiyecek ve/veya içecekleri alarak, ocak veya fabrikalarda çalışarak, sabun, deterjan gibi temizleyici ve beyazlatıcılarla güzellik malzemesi ve benzeri maddeleri yapan yerlerde çalışarak temas halinde olabilmektedirler (Şaylı, 2000). Kısa sürede ve yüksek miktarlarda bor alındığında veya tozundan etkilenildiğinde kusma, ishal, baş dönmesi, titremeler gibi zehirlenme belirtileri gözlenmekte, deride döküntüler oluşabilmekte, karaciğer, böbrekler ve merkezi sinir sisteminde bozukluklar ortaya çıkabilmektedir (Şaylı, 2000). Bununla beraber sürekli ve orta yoğunluklu temasa bağlı olarak burun, boğaz ve gözlerde tahriş (yanma, kızarma, sulanma) ve soluklanmada sıkıntı beklenir. Günde 4-5 gr borik asit veya karşılığı boraks yenirse işitme kaybı, midede dolgunluk, bulantı, baş ağrısı ve dönmesi meydana çıkar. Elli gün süreyle 0.5 g borik asit alınınca da benzer yakınmalar gözlenir (Şaylı, 2000).

 

MİNERAL TOZLARI VE PNÖMOKONYOZLAR

 

İnsanlar tüm tarih boyunca mineral tozlarıyla birlikte yaşamışlardır. Hava akımları topraktaki mineral taneciklerini süpürerek çok uzak bölgelere kadar taşıyabilir. Havada belli süre asılı kalan mineral tozlarını solunum yoluyla akciğerlerine alan insanlar belli süre sonra hasta olma riskiyle baş başa kalırlar.

 

Ülkemizdeki mineral tozlarından etkilenme; iklimsel koşullar, bitki örtüsü, erozyon etkileri, çeşitli insan aktiviteleri, inşaat, tarım, sıva, boya, badana, ev içi etkilenme, madencilik faaliyetleri, hayvancılık,  toprak yollardan, sanayi, yok edilen orman alanları, kuruyan göller, ormandan arındırılmış kıyı alanlarından kaynaklanmaktadır.

 

Mineral tozlarının, solunum yoluyla uzun süre alınması sonucunda akciğerde birikmesiyle pnömokonyozlar oluşmaktadır. Bunlar içinde karbon, demir, silikat, asbest, eriyonit, berilyum, mangan, talk bulunmaktadır. Etki altında kalış süresi, mineral tozu ya da lif miktarı, lif uzunluğu, toz boyutu, tozun çeşitliliği, mineral parçacıklarının havada asılı kalma özelliği, ağırlığı ve yoğunluğu etken olmaktadır. Tozlu ortamda uzun süre bulunmak her zaman pnömokonyoza nedeni olmayabilir.. Genel olarak 10 mikron altındaki tozlar havada asılı kalarak gırtlağa girebilir, çapı 5 mikrondan küçük olanlar ise bronşlara ulaşabilir. Daha büyük parçacıklar çoğu soluk borusu-bronş ağacının mukuslu kirpiksi uzantı sistemince durdurulur ve yutağa geri getirilir. Akciğere gelen toz miktarı fazla ise pnömokonyoz ortaya çıkabilmektedir.

 

Asbestosis

 

Asbest, lifsi kristal yapısına sahip magnezyum silikat, kalsiyum-magnezyum silikat, demir-magnezyum silikat veya kompleks sodyum-demir silikat bileşimindeki mineral grubuna verilen isimdir. Asbest mineralleri bazik ve ultrabazik kayaçlar içinde damarlar veya bazen tabakalar halinde, çoğu zaman ise kayacı ağ şeklinde sarar bir durumda bulunmaktadır. Serpantin ve amfibol asbestler olmak üzere iki grupta toplanan başlıca asbest mineralleri krizotil ve lizardit serpantin grubunda; krokidolit, ribekit, amozit, antofillit, tremolit ve aktinolit ise amfibol grubunda yer almaktadır (Atabey, 2005).

 

Asbest mineralleri lifsi kristal yapısında olduğu için ateşe ve ısıya karşı son derece dayanıklı olması nedeniyle yüzyıllardan beri endüstride, yapı malzemesi olarak ve birçok tüketici ürününde kullanılmıştır.

 

Asbest liflerinin solunum yoluyla alınması (asbestosis) sonucunda gelişen hastalıkların başında mezotelyomalar gelmektedir. Mezotelyoma akciğerler ve karın organlarını örten zarların kanseridir. Ölümcül bir hastalık olup akciğer veya karında su toplanmasıyla karakterizedir. Nadiren kan şekerini düşüren insülin benzeri hormon salınmasına yol açar. Semptomları kısa soluk alıp verme, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, göğüs ağrıları, sürekli öksürük ve yutkunma zorluğudur.  Bu belirtilerin sebebi göğüs duvarı ile akciğerler arasında sıvı birikmesidir (Barış, 1987, 2003, 2006).

 

Asbeste bağlı hastalıklar açısından tehlike altında bulunan meslek grupları şunlardır: Asbest işçileri (asbestin çıkarılması, ticareti yasaklanmıştır), araba tamircileri, demirci ve nalbantlar, buhar kazanı yapımcıları, tuğla duvarı ustaları, kalıpçılar, marangozlar, kimyagerler, elbise ütüleyicileri, kozmetik işiyle uğraşanlar, itfaiyeciler, gaz istasyonunda çalışanlar, makinistler, asbest maden işçileri, yağ rafinerisinde çalışanlar, elektrik santralinde çalışanlar, demiryolu işçileri, gemi yapımcıları, metal tabaka üreticileri, tekstil işçisi, boru tamircileri, boyacılar, heykeltıraşlar, tenekeciler, cam fabrikası işçileri, yer döşemecileri, inşaat mühendisleri, dokumacılar ve asbestli alanlarda çalışan jeoloji mühendisleri.

 

Eriyonitosiz

 

Zeolit minerallerinden kristal yapısı lifsel olan eriyonitin epidemiyolojik olarak kanserojen olduğu saptanmıştır. Eriyonit iğneciklerinin birkaç mikron boyutunda olanlar havada asılı kalabilmekte ve bu sayede solunum yoluyla alınmaktadır. Toz halinde havayla taşınma özelliğinden dolayı pnömokonyozlar içine dahil edilebilir (Atabey, 2006).

 

Eriyonit minerali iğneciklerinin solunum yollarına kolayca girip, derinliklere kadar gidebilmesi, orada hiç değişmeden kalabilmesi ve kimyasal yapıları nedeniyle akciğer ve karın zarında mezotelyoma denilen kanser türünü yaptığı belirtilmektedir (Barış, 1987, 2003).

 

Silikozis

 

Silikozis solunum yoluyla pnömokonyoz yapabilecek miktarda silikat parçacığı alınmasıyla oluşur. Silikozise; serbest silikat, silisyum dioksit (SiO2) neden olmaktadır. En tehlikeli olanları çaplar 0.3-3 mikron olan kristal yapılı kuvars, tridimit, kristobalit parçacıklarıdır. Kuvarslı kayaların bulunduğu madenler, kuvars taşı işçiliği, gnays ve granit işçiliği, seramik ve porselen işçiliği, silikat tıraşlanması, kum işleri, çelik ergime fırınlarının eritilmesi vb. silikozise yakalanma riski taşımaktadır.

 

Siderozis

 

 Demir tozları ya da bunların oksitlerinin solunum yoluyla vücuda girmesiyle oluşur. Demir en çok silikat tozlarıyla alınmaktadır. Tel lehimciliği, demir ve çelik levhacılığı, gümüş temizleyiciliği işlerinde rastlanılmaktadır.

 

Antrakozis

 

 Solunum yoluyla alınan kömür taneciklerinin akciğere destek dokusunda depolanmasıyla oluşur. Solunum yollarında tahrişe, siyah balgamla birlikte, kronik bronşite neden olmaktadır.

 

Baritozis

 

Baryum sülfat (barit) kullanıldığı alanlarda; macun hazırlanması, boyama, pudra yapımı, deri tabaklanması, lastik sanayi, amyant, çimento, seramik yapımı gibi işlerde çalışanlarda görülebilir.

 

Berilyozis

 

Berilyum tozlarının solunum yoluyla alınmasıyla oluşur. En tehlikeli bileşen berilyum oksittir. Akciğerde bağ dokusu artışına ve bağ doku tepkimesine yol açtığı belirtilmektedir.

 

Manganeztozis

 

Akciğerlerden aşırı manganez tozu alımı beyinde birikmeye neden olmakta, manganaez dioksit tozu almış madencilerde beyin hasarına yol açtığı bildirilmiştir. Parkinson hastalığına benzer geri çevrilemez bir beyin hasarı gelişebilmektedir.

 

Talkozis

 

Talk tozunun etkisinde kalanlarda olabilmektedir.

 

TÜRKİYE’DEKİ İNSAN SAĞLIĞINA ETKİ EDEN JEOLOJİK UNSURLAR

 

Türkiye’de insan sağlığına etki eden jeolojik unsurların başında belki de en yaygın olanları asbest tozları, arsenik kirliliği ve insan kaynaklı asit kaya drenajı gelmektedir. Barış (2002), Barış vd., (1988) tarafından asbeste bağlı hastalıkların saptandığı yerleşim birimleri; Eskişehir-Mihalıçcık ilçe ve köyleri, Muğla-Milas, Konya-Ereğili’nin Halkapınar ve Ayrancı köyleri, Çankırı-Ilgaz ve Şabanözü köyleri, Yozgat-Sorgun’un ilçe ve köyleri, Sivas-Yıldızeli ve Şarkışla ve köyleri, Diyarbakır-Ergani ve köyleri, Elazığ-Maden ve Palu köyleri, Malatya, Adıyaman, Urfa-Siverek ilçesi, Denizli-Tavas ilçesi köyleri, Burdur-Yeşilova bölgesi, Kütahya-Aslanapa ve Gediz ilçesi, Afyon-Emirdağ ilçe ve köyleri, Hatay-Kırıkhan ve Reyhanlı köyleri olarak sayılmıştır.

 

Eriyonit mineralinin yol açtığı kanser olaylarının saptandığı yerler ise Nevşehir ili, Ürgüp ilçesine bağlı Karain ile Sarıhıdır köyü ve Gülşehir ilçesine bağlı Tuzköy beldesidir. Tuzköy, Karain ve Sarıhıdır’da yapılan oransal ölüm çalışmalarında, ilk iki köyde ölenlerin % 70'inin kötü huylu hastalıktan öldüğü gerçeğini ortaya çıkarmıştır (Barış, 1987). Sarıhıdır'daki ölüm oranının % 50'nin altında olması buna bağlı olduğu ve bu köydeki hastaların birisi hariç tümü eski köyde doğmuş bireyler olduğu belirtilmektedir (Barış, 2003).

Tuzköy, Karain ve Sarıhıdır dışında az da olsa mezotelyoma vakalarının saptandığı yerleşim birimleri, Ürgüp ilçesi; Çökek, Ulaşlı, Karacaören, Karlık, Boyalı köyleri, Gülşehir’e bağlı  Kızılköy, Aksaray iline bağlı Yaprakhisar ve Selime köyleridir (Barış, 1987).  Nevşehir yöresindeki yukarıda sayılan köylerden başka, Batı Anadolu’daki Gölpazarı, Göynük, Polatlı, Oğlakçı, Ayaş, Bigadiç, Şaphane, Emet, Gördes, Urla, Kırkağaç’ta  zeolitin varlığı saptanmıştır (Ataman, 1979). Ancak bu yörelerde eriyonitin varlığı bilinmemektedir.

 

Bor minerali ve bileşikleri ile içme sularındaki arsenik nedeniyle sağlık sorunları yaşanabilecek yerleşim yerleri şunlardır: Balıkesir ili Bigadiç ilçesi, Beğendikler, Çamköy, Salmanlı, Faraş, İskele, Kadıköy,  Yeniköy, Işıklar, Susurluk ilçesine bağlı Paşamadeni, Yıldızköy, Dursunbey ilçesine bağlı Küçükler, Bursa ili Kemalpaşa ilçesine bağlı Çaltılıbük, Eskişehir  Seyitgazi ilçesine bağlı Sarıkaya, Kırka, Güçenoluk, Kütahya ili Emet ilçesine bağlı Espey, Hisarcık, Killik ve Hamamköy çevresi. Helvacı (1986, 2006) göre Hamamköy, Hisarcık, Espey ve Killik lokasyonları yüksek bor, arsenik, kükürt ve stronsiyum konsantrasyonları ve yüksek Fe2O3: FeO oranları saptanmıştır. Bor yataklarından alınan tüf ve kil örneklerindeki arsenik dağılımı limitlerin hayli üzerindedir.

 

Türkiye’de kanıtlanmış olan, insanlarda diş çürümeleri ile floroza yol açan yüksek florlu su alanları Isparta ili Gölcük krater gölü, Tendürek volkanı çevresi yerleşim birimleri, Doğubeyazıt ve çevre köyleri, Eskişehir-Beylikova Kızılcaören köyündedir (Oruç, 2003). Bundan başka Kırşehir  Kaman ilçesi flüorit cevherleşmeleri, Elazığ Maden ilçesi flüorit cevherleşmeleri çevresi, Bitlis ili çevresi ile Mardin Mazıdağı fosfat zuhurlarının bulunduğu alanlar özellikle içme sularındaki flor yönünden risk taşımaktadır.

 

Doğal radyoaktif elementler ve sağlık problemleri olabilecek alanlar; Mardin Mazıdağı fosfat zuhurları, Aşağı Fırat Bölgesi, Bingöl-Bitlis Bölgesi, Manisa Köprübaşı, Eskişehir Sivrihisar ilçesi, Çanakkale Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu kuzeybatı bölgesindedir.

Asit maden drenajı etkisiyle sağlık problemleri olan ve olabilecek alanlar şunlardır: Kurşun, ç,nko, bakır cevherlerinin bulunduğu alanlar: Doğu Karadeniz Bölgesi, Ordu ili, Koyulhisar, Sisorta, Köprübaşı, Madenköy, Gümüşhacıköy, Akdağmadeni, Keban, Zamantı, Bolkarlar, Balya, Handeresi ve İzmir güney batısı,

Bakır cevherli alanlar: Ergani, Siirt Madenköy, Küre, Bilecik, Balıkesir kuzey batısı.

Manganez cevherli alanlar: Adana-Gaziantep arası, Ulukent-Tavas’daki manganez zuhurları.

Antimuan cevherli alanlar: İvrindi, Gediz, Dağardı, Ödemiş ve Turhal’daki antimuan zuhurları.

Demir cevherli alanlar: Bingöl Avnik, Divriği, Hasançelebi, Feke-Mansurlu, Attepe, Kesikköprü, Çavdar, Çamdağ ile Eymir ve Şamlı’daki demir zuhurları.

Civa cevherli alanlar: Hatay Kapısuyu, Aydın Altıntaş, İzmir Karareis, Karaburun, Çamlıca, Dikencik, Türközü,Halıköy, Akmescit, Kastamonu Şeyhşaban, Kocaeli Mudarlı, Konya Sızma, Ladik, Kurşunlu, Manisa Kozluca, Kütahya Eskiköy, Niğde Gümüşler, Uşak Yaşamışlar’daki civa zuhurları.

 

Asit maden drenajı ve siyanürle altın işletmeciliği yönünden sağlığı tehdit eden unsurların başında belki de altın madeni işletmeciliği gelmektedir. Ülkemizde altın-gümüş yatakları Ovacık, Küçükdere, Sart, Kışladağ, Kaymaz, Ilıç-Çöpler, Cerattepe’de bulunmaktadır (www.mta.gov.tr). Altın; serbest altın sülfürlü, gümüşlü altın selenid ve tellüridleri, altın mineralleri pirit, arsenopirit, kalkopirit, pirrotin içinde katı halde bulunmaktadır (Öztunalı, 1973). Altın madeni çevresinde sülfir ve oksit minerallerinin oluşturabileceği asit maden drenajı önemli olmakta, bunun yanında zehirli etkisi olan siyanürle altın işletmeciliği de insan sağlığı için risk oluşturabilmektedir.

 

Türkiye’de kuvars tozu silikozisi için potansiyel alanlar arasında İstanbul ve Tekirdağ’ın Karadeniz kıyı şeridi, Bartın, Afyon güneybatısı, Aydın-Muğla arası sayılabilir.

 

Türkiye’de işletilen ve kullanılan Tersiyer yaşlı (53 milyon yıl ile 1. 6 milyon yıl arası yaşında olan) kömürlerin arsenik, kadmiyum, kobalt, krom, manganez, nikel, selenyum, toryum, uranyum ve vanadyum içerikleri, berilyum ve kurşun dışında dünya ortalamalarının üzerinde bulunmuştur (Tuncalı vd., 2001).

 

Özellikle arsenik ve flor yönünden dikkatli olunması gerekli ve işletilen kömür ocakları arasında; Saray, Çan, Orhaneli, Tunçbilek, seyitömer, Gediz, Soma, Köprübaşı, Yatağan, Milas, Beyşehir, Ilgın, Mengen, Orta, Beypazarı, Dodurga, Sorgun, Kangal, Tufanbeyli, Elbistan, Gölbaşı, Karlıova, Horasan, Oltu bulunmaktadır.

 

Arazi Kullanımı Planlaması ve İskan Alanlarında Tıbbi Jeolojinin Önemi

 

Bir yerleşim yeri planlaması aşamasında nasıl ki sert ve yumuşak zemin özellikleri, sıvılaşma, heyelan, sel baskını, kaya düşmesi gibi kriterler dikkate alınıyorsa, yerleşime açılması düşünülen zeminlerin mineral dağılımı, yeraltısuyunun kalitesi, radyoaktivitesi de bilinmelidir. Zeminler depremsellik yönünden yerleşime uygun parametreler taşıyor olsa bile,  eğer insan sağlığını tehdit eden mineral, toz, su kirliliğine neden olan  etmenler varsa  iyileştirme tedbirleri alınmadan, sağlıklı bir ortam yaratılmadan yerleşime açılmamalıdır. Yerleşime açılması düşünülen zeminde insan sağlığını tehdit eden elementlerden uranyum, arsenik, minerallerden ise asbest, eriyonit,  silis tozları olabilir. İmara açılacak alanların mineral dağılımı yapılarak, arsenik, radon gazı, radyasyon ve iz element değerleri saptanmalı. Özellikle kanser nedeni olan asbest ve erionit içeren kayalar ile bunların alterasyonundan oluşmuş olan zeminler yerleşime açılmamalıdır. Bu gibi mevcut yerleşim birimleri de iskandan arındırılmalıdır. Bu tür yerleşime açılacak olan zeminlerin, insan sağlığını tehdit eden ve hastalıklara neden olabilecek element, mineral, zehirli gazlar vb. yönünden araştırılması ABD ve Avrupa ülkelerinde özellikle İngiltere ve İsveç’de yasal olarak uygulanmaktadır.

Dünya’da ve Türkiye’de yapılan çalışmalar

 

Sağlığa etki eden jeolojik etmenlerin öneminin  farkına varılmasıyla  1996 yılında Uluslar arası Jeoloji  Bilimleri Birliğinin (IUGS), Çevre Planlaması Amaçlı Jeoloji Bilimleri Komisyonu; birinci amacı bilim insanları, tıp uzmanları ve kamuoyunu  bu konunun  giderek anlaşılması olan Uluslararsı Tıbbi Jeoloji Çalışma Grubu oluşturmuştur. 2000 yılında  ise UNESCO, 454 nolu Tıbbi Jeoloji projesi adıyla yeni bir Uluslar arası Jeolojik Korelasyon Programına (IGCP) öncülük etmiştir.  Bu proje ile  dünyanın diğer yerlerindeki meslektaşları ile gelişmiş ülkelerde çalışan bilim insanları bir araya gelerek  insanların ve hayvanların sağlığını etkileyen yerbilimsel etmenlerin önemini vurgulamaktadır.  2002 yılında Uluslar arası Bilim Konseyi (ICSO) bu konuda İsveç Jeoloji Kurumu, ABD Jeoloji Kurumu ve Washington DC’deki ABD Silahlı Kuvvetler Patoloji Enstitüsü işbirliğinde  kısa kurslar düzenlemiştir.Tüm dünyaya sunulan bu kursların amacı metal iyonları ile eser elementlerin çevre ve halk sağlığını nasıl etkilediğine ilişkin son bilgileri paylaşmaktır. Kurs konuları çevresel toksikoloji, çevresel patoloji, jeokimya, çevresel epidemioloji ile metal iyonlarının etkisi altında kalmanın sonuçları ve analizden oluşmaktadır.

 

Ülkemizde, 2003 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Ulusal Kanser Danışma Kurulu’na   bağlı olarak ‘’Tıbbi Jeoloji Alt Kurulu’’ kurulmuştur. Danışma niteliğinde kararlar almakta olan kurulun asıl amacı, ülkemizde insan ve hayvan sağlığı ile doğal jeolojik faktörler arasındaki ilişkiyi incelemektir.

 

Ülkemizde Tıbbi jeoloji alanında çalışmalar gerek Tıp fakülteleri ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından yıllardan bu yana yapılmaktadır. Özellikle Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Y. İzzettin BARIŞ ve ekibi tarafından asbest ve eriyonit mineralinin yol açtığı çevresel nedenlere dayanan akciğer kanseri vakalarıyla ilgili çalışmaları ile Diyarbakır yöresindeki çalışmalarıyla Prof. Selahattin YAZICIOĞLU ve MTA’nın yaptığı jeoloji ve sağlıkla ilişkili çalışmalar ilklerdendir.

 

1970-80 li yıllarda yapılan bu çalışmalara 2000 li yıllarda genişletilerek hız verilmiştir. Tıbbi jeoloji alanında yurt içi ve yurt dışında bir çok makale-eser yayımlanmıştır. Bunlardan Tıbbi Jeoloji adlı eser JMO yayını olarak 2005 yılında yayımlanmış, 1.Tıbbi Jeoloji sempozyumu JMO tarafından gerçekleştirilmiştir. 2008 yılı Şubat ayında da Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından Uluslararası katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyumu Ankara’da yapılmıştır. Sempozyuma ilgi büyük olmuş, yurt içi ve dışından bir çok farklı disiplinlerden bilim insanı çevresel mesleki ve akciğer hastalıkları (asbest, eriyonit, silis mineral tozları ve etkileri), arsenik, flor, iyot, doğal radyasyon panellerinde panelist olarak ve konferanslar, bildirilerle katkı koymuşlardır.

 

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bir adım ileri atarak çalışma konuları arasına Jeolojik unsurlar ve bunların sağlıkla ilişkileriyle ilgili araştırma konusunu da katmış ve 2006 yılında ülkemizde ilk defa ‘’Tıbbi Jeoloji Projesi’’ ni yürürlüğe koymuştur.

 

Projenin ana amacı ülkemizde bölgesel ve yerel ölçekte insan sağlığı için risk teşkil eden jeolojik unsurların dağılımlarının tesbiti, çevresel etkilerinin araştırılması ve sonucunda makro ve mikro ölçekte haritalarını oluşturabilmektir. İnsan ve hayvan sağlığını etkileyen unsurlar için veri oluşturmak, yerbilimin önemini vurgulayan çalışmaların bir araya toplamaktır. Tıbbi jeoloji ile ilgili teknik ve araştırma becerilerini, bilgi ve deneyimlerin toplanmasını sağlamaktır.

Tıbbi Jeoloji alanında,

- Tıbbi Jeoloji ile ilgili disiplinler arasındaki ortak sonuçları değerlendirmek için disiplinlerarası ortak toplantılar düzenlemeli,

-Tıbbi Jeoloji hakkında üretilen bilgileri yerbilimcilere, tıp doktorlarına, veteriner hekimlere,  kimyacılara, diş hekimlerine, biyologlara, epidemiologlara, plancılara ve endüstriye vd. yaymak için Tıbbi Jeoloji yayını üretilmeli ve yayılmalı,

-Jeolojik araştırmaları teşvik etmek, üniversitelerin, meslek odaların, jeoloji derneklerin Tıbbi Jeoloji

konusundaki yararlı bilgilerin sağlanmasında aktif rol almaları sağlanmalı,

-Tıbbi Jeoloji uzmanlarından oluşan yerel çalışma gruplarının  gelişmesi teşvik edilmeli,

-Yeni iskana açılacak alanların zemin yapısındaki insan sağlığını etkileyen unsurları ortaya çıkartarak, uygulayıcı kurumlar uyarılmalı,

-Gelişmiş ülkelerdeki metodoloji, teknolojiden yararlanmak, fikirlerin gelişmesini sağlamak için konferans, kurs, seminer düzenlenmeli.

 

 

KAYNAKÇA

Appleton, J. D., Fuge, R. And McCall, G. J. H. (Editörs) 1996.Environmental geochemistry and

         Health. Geological Society Special publication No: 113.

Artvinli, M., Barış, Y. İ. and Göktepeli, A., 1987, Tuzköy-Gülşehir/Nevşehir researc, in: Asbestos

         and erionite related chest diseases, 143-152.

Atabey, E., 1989b, 1/100000 ölçekli açınsama nitelikli Türkiye jeoloji haritaları

serisi, Kayseri-H19 paftası, MTA yayını.

Atabey,E. 2000,Tuzköy ve Karain yeni yerleşim yer seçimi ve jeolojik etüt raporu,  MTA Rapor

         no:10329 (Yayımlanmamış).

Atabey, E., 2001, Tuzköy kasabası yeni yerleşim yeri jeolojik etüt raporu, MTA Rapor no: 10400

         (yayımlanmamış).

Atabey, E., 2002a, Tüm Kapadokya risk altında mı? TÜBİTAK Bilim ve Teknik, Sayı: 412, 64-67.

Atabey, E., 2002b, Tüm Kapadokya Yöresi Volkanik Tüf Nedeniyle Kanser Riski Altında Mı?,

Uluslararası Katılımlı Beslenme, Çevre ve Kanser Sempozyumu Bildiri Özleri, 31 Mart-3 Nisan 2002, Ankara

Atabey, E., 2002c, Erionitli tüflerle göl çökellerinin ilişkisi, Türkiye 55. Türkiye Jeoloji Kurultayı

         Bildiri özleri

Atabey, E., 2003a, Tıbbi Jeoloji: 454 nolu IGCP projesi ve Ulusal Kanser Danışma Kurulu hakkında.

         TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Haber Bülteni, 2003/1-2, 88-91.

Atabey, E., 2003b, Zeolitin Öteki yüzü, Cumhuriyet Bilim Teknik, 13 Eylül, 2003, S.860/13

Atabey, E. 2004. Karain Köyü (Ürgüp-Nevşehir) mevcut yerleşim yeri ile yeni

yerleşim yeri jeolojik etüdü ve öneriler. MTA Rapor No: 10705 (Yayımlanmamış).

Atabey, E., 2005a, Tıbbi Jeoloji. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları. 88,194s. Ankara.

Atabey, E. 2006. Türkiye’de doğal jeolojik genel unsurlar ve halk sağlığı (Tıbbi Jeoloji). 1. Tıbbi

Jeoloji Sempozyum Kitabı (Ed. E. Atabey). TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları: 95, 27-52. Ankara.

Atabey, E. 2007a. Mihalıçcık (Eskişehir) ile Bekilli (Denizli) yöresi lifsi amfibol asbest oluşumları ve

akciğer kanseri ilişkisi (Mezotelyoma). 60. Türkiye Jeoloji Kurultayı Bildiri özleri kitabı, 286-288. 16-20 Nisan, 2007 Ankara

Atabey, E. 2007b. Aksaray-Nevşehir arası eriyonit minerali içeren volkanik tüflerin dağılımı ve

akciğer kanseri Mezotelyoma) ilişkisi, 60. Türkiye Jeoloji Kurultayı Bildiri özleri kitabı, 289-290. 16-20 Nisan, 2007 Ankara

Atabey, E., 2005. Tıbbi Jeoloji. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası yayınları: 88, 210s,

Atabey, E.2009. Arsenik ve Etkileri. MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 3, 91s.ISBN:978-605-4075-28-7

Atabey, E.2009. Türkiye’de asbest, eriyonit, kuvars ve diğer mineral tozları ve etkileri. MTA

         Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 6, 191s. ISBN:978-605-4075-44-7 Ankara

Atabey, E.2010. Türkiye’de İnsan Kaynaklı unsurlar ve  Çevresel Etkileri, MTA Yerbilimleri ve Kültür

         Serisi: 7, 286s. ISBN: 978-605-4075-77-5.

Atabey, E.2010. Türkiye’de Kil ve Toprak Yeme alışkanlığı (jeofajia)-Topraktaki Organizmalar

(Patojenler)-Pekmez Toprağı ve Sağlık, MTA Yerbilimleri  ve Kültür Serisi: 8, 121s. ISBN: 978-605-4075-81-2.

Atabey, E.2010. Türkiye’de İçme Suyunda Flor ve  Etkileri, MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 9,

         100s. ISBN: 978-605-4075-80-5.

Atabey, E.2011. Türkiye’de İçme Suyu Kalitesi ve Sağlık. MTA Yerbilimleri ve Kültür Serisi: 10,

         510s (yayımda)

Atabey, E. ve DİRİK, K. 2008. Uluslar arası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyum Teknik Gezi Kitabı,

         YMGV Yayını ISBN:978-975-7946-32-8, Ankara

Atabey, E. (Ed.). 2006. 1. Tıbbi Jeoloji Sempozyum Kitabı, (Editör: Eşref ATABEY, TMMOB

Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları.95

Atabey, E. (Ed.). 2008. Uluslar arası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyum Kitabı, (Ed: Eşref Atabey),

         YMGV Yayını ISBN:978-975-7946-33-5, Ankara

Atabey, E., 2003, Doğu Anadolu Endüstriyel Hammadde Çalıştayı kitabı (Ed: Eşref Atabey), YYÜ

         Yayın no: 37, Van

Atabey, E. (Editör), 2008. Uluslararası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyum Kitabı. ISBN:  978-975-

         7946-33-5, Ankara

Atabey, E. 2009. Tuzköy Beldesi (Gülşehir-Nevşehir) Eriyonit Minerali Tozu Etkisindeki

         alanın Tıbbi Jeolojik Etüt Raporu, MTA Rapor No:  11232.

Atabey, E. 2009. Nevşehir İli Kapsamında Yapılan ücretli Tıbbi jeolojik etüt Raporları (6 adet), MTA

         Jeoloji Etütleri Dairesi Arşiv No: 745.

Atabey, E. 2010. Tıbbi Jeoloji Projesi 2009 yılı Etüt Raporu (Akdeniz, İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu

         Bölgesi) . MTA Rapor No:11242.

Atabey, E. 2010. Olgunlar köyü (Yayladağ-Antakya) asbest mineral tozu etkisindeki alanın Tıbbi

         Jeolojik Etüt Raporu, MTA Rapor No:  11247.

Atabey, E. 2011. İnsanlarda kil ve toprak yeme alışkanlığı. Cumhuriyet Bilim Teknoloji. 25 kasım 2011.

         Sayı: 1288. 9.

Atabey, E. 2011. Tıbbi Jeoloji ve insan sağlığı. Popüler Bilim. Yıl: 18, sayı: 207. 56-61.

Atabey, E. ve ÜNAL H. 2008. Batı Anadoludaki Jeolojik Unsurlar ve Halk sağlığı Projesi Tıbbi Jeoloji

         Raporu, MTA Rapor No: 11067.

Atabey, E. ve ŞAHAN, M. 2009. 2008 yılı Tıbbi Jeoloji Etüt raporu (Karadeniz, İç ve Doğu Anadolu

         Bölgesi). MTA Rapor No: 11099.

Ataman, G., 1979, Batı Anadolu zeolit oluşumları, Yerbilimleri, 3, 85.

Barış, Y. İ., 1987, Asbestos and erionite related chest diseases, 167p.

Barış, Y. İ., Bilir, N. ve Artvinli, M. 1988. An Epidemiological Study on an Anatolian Village

Environmentally Exposed to Tremolite Asbestos. Br. J. Indust Med., 45, 838-840.

Barış, Y. İ. 1994. Bu doktoru rehin alalım: Anadolu’da bir kanser araştırması, Kent Matbaası, Ankara.

Barış, Y. İ. 2003. ‘’Anne Bana Kerpeteni Getir’’ Anadolu’nun Bitmeyen Akciğer ve karın zarı kanser

         çilesi, Bilimsel Tıp

Yayınevi, Ankara.

Barış, Y. L. 2005.Türkiye’de asbest ve eriyonit sorunu ve insan sağlığına etkileri (mezotelyoma).

1.Tıbbi Jeoloji Sempozyumu Bildiri Özleri, TMMOB jeoloji Mühendisleri Odası yayınları: 95, 53-64, Ankara

BARIŞ, Y. İ. ve ATABEY, E. 2009. Türkiye’de Mesleksel ve Çevresel Hastalıklar, Köseleciler 1933,

         Magic Digital Center. 221s. Bursa.

Garret, R. G. 2000. Natural sources of metals in the environment. Human and Ecological Risk

         assesment, 6/6, 954-963.

Göktepeli, A., Ayan, Z., Artvinli, M., Şahin, A. ve Barış, Y. İ., 1983, İnsan Sağlığı ve Jeoloji,

         Yeryuvarı ve İnsan, Mayıs sayısı, 11-14.

Halilova, H., Sözüdoğru, S., 1998., İyot, İnsan Sağlığı, Çevre. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi.

Halilova, H.A., 1996. Mikroelementlerin Biyojeokimyası ve Çevredeki Yeri. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı TOK Dergisi. Eylül-Ekim, s:111, 52-56, Ankara

Selinus, O. Alloway, B., Centeno, J.A., Finkelman, R. B., Fuge, R., Lindh, U. and Smedley, P.

         (Editörs). 2004. Essentials of Medical Geology. Elsevier.812p.

Temel, A. ve Gündoğdu, M. N. 1996. Zeolite occurrences and the erionite-mesothelioma relationship

         in cappadocia, central Anatolia, Turkey. Mineral deposite 31, 539-547.

 

 

 

 

                   

Copyright © 2012.
Sitenin içeriğinde yer alan yazı ve resimlerin bütün hakları saklıdır. Yazı ve resimler izinsiz olarak kullanılamaz..
Siteyi en iyi İnternet Explorer 8.0 dışındaki tüm browserlarda düzgün görebilirsiniz.