Tıbbi Jeoloji Yazıları;

  TIBBİ JEOLOJİ TANIMI VE ÖNEMİ -Eşref Atabey



  

JEOLOJİK UNSURLAR VE HALK SAĞLIĞI

(TIBBİ JEOLOJİ)

 

Dr. Eşref ATABEY

Jeoloji Yüksek Mühendisi (Tıbbi Jeoloji Uzmanı)

esrefatabey@gmail.com

www.tıbbijeoloji.com

 

Giriş

 

Deprem, heyelan, sel, çığ, kaya düşmesi gibi insanlara başta yaşamlarıolmak üzere büyük zarar, üzüntü ve olumsuzluklara yol açan doğa olayları insanyaşamının birkaç saniyesinde ya da birkaç dakikasında oluşurken; asbest,eriyonit, silis gibi mineral tozlarının solunum yoluyla alındığında insansağlığına olumsuz etkilerinin yanı sıra arsenik, cıva, kurşun, kadmiyumelementleri ile radon gazının zehirleyici özelliği sağlığımızı doğumdan ölümekadar tehdit eden birer doğal afet özellikleri taşırlar. Ülkemiz; coğrafyası vejeolojik yapısıyla belli yöre ve bölgelerde, insanlarımızın kansereyakalanmaları, genç yaşta dişlerinin lekelenmesi-harelenmesi, iskelet yapılarınınbozulması, derilerinde fiziksel olumsuzlukların oluşması, boylarının cücekalması vb. nedenlerle sağlıklarının bozulmasının temel sorunlarının başında;toprak, su ve hava yoluyla yaşamı olumsuz etkileyen element ve mineraller, yanidoğal jeolojik ögeler ve süreçler rol oynarlar.

 

Ülkemizde 72.000 vatandaşımızın asbest, 2500 vatandaşımızın eriyonit, 1milyon vatandaşımızın kömür, kuvars vd. mineral tozlarının, 2 milyonvatandaşımızın radon gazı, 13 milyon vatandaşımızın sınırın üstünde arseniklisu ve 1 milyon vatandaşımızın florürlü su, 15 milyon vatandaşımızın iyotyetersizliğinden sağlıkları tehlike altında olduğu tahmin edilmektedir.

 

-Anadolu’nun herhangi bir yerindeki insanlarımızın konutlarının;zemininde, duvarlarında kullandıkları kayaçların bileşenindeki asbest veeriyonit gibi mineral toz ve liflerinin, ya da kentsel dönüşüm sırasındayıkılan binalardan havaya karışan asbest liflerinin solunmasıyla akciğerleregeçtiği ve akciğer zarı kanserine (Mezotelyoma) yakalandıkları,

-Kot kumaşı ağartmada çalışan işçilerin ortamdaki kuvars tozlarınınakciğerlerine dolması sonucu 1-2 yıl gibi kısa bir sürede silikozis hastalığınayakalandıkları,

-Oturulan mekanların temelinden konut içine sızan radon gazını uzun süresolumanın kanser nedeni olduğu,

-Kayaçların içinden süzülen yer altı suyunun içeriğinde var olanarseniğin zamanla kronik hastalıklara neden olduğu,

-İçme suyunda, kullanılabilme sınırı üstündeki florürün dişlerdelekelenmeye, iskeletlerde deformasyona yol açtığı,

-İyot yetersizliğinin, kullanıldığında önlenebilir zeka geriliğinintemel nedeni olduğu ve çocuklarda öğrenmeyi ve okul başarısını olumsuzetkilediği,

-Anadolu’nun bazı yörelerinde yaşayan insanlarımızın kiltaşı ve toprakyeme alışkanlığı nedeninin, bünyelerdeki demir ve çinko elementi eksikliğindenkaynaklandığı ve bunların tümünün kökeninde jeolojik ögelerin rol aldığıaçıktır.

Elementlerin miktar ya da konsantrasyonlarındaki değişiklik, biyolojikişlevleri engelleyecek yaşamı sonlandıracak olumsuz biyolojik sonuçlarınartmasına neden olabilir.

 

Özetle sağlığımızı olumlu ya da olumsuz etkileyen tüm elementler doğanınbir parçasıdır ve canlıların ortak varlıklarının temelini oluşturur. İnsansağlığı üzerinde; çevredeki kayaçlar, mineraller ve elementlerin yanı sıra,jeolojik süreçler sonucu oluşan depremler ve volkan patlamaları vb. olaylarınolumlu ya da olumsuz etkilerini, bunların coğrafik dağılımları ile sonuçlarınınçözümünü irdeleyen bilim dalına ‘’TIBBİ JEOLOJİ’’ diyoruz. Tıbbi Jeolojibilimi; jeoloji mühendisleri, hidrojeologlar, mineraloglar, jeokimyacılar,biyojeokimyacılar,hekimler, epidemiologlar, toksikologlar, patologlar, dişhekimleri, veteriner hekimler, ziraat mühendisleri, ziraatçılar, biyologlar,kimya mühendisleri, kimyacılar, çevre mühendisleri, maden mühendisleri, coğrafyacılar,radyasyon fizikçilerini,  vb meslekdallarını  ortak ilgilendiriyor.

 

İnsan sağlığı açısından olayı tarihsel olarak irdelersek. Jeoloji vesağlık geçmişten günümüze kısaca şöyle özetlenebilir. Romalı bir mimar olanVitruvius M.Ö. Birinci yüzyılda madenlerin yakınındaki suyu ve kirliliğigözleyerek madencilikle ilişkili potansiyel sağlık tehlikelerini ilk ortayakoyanlardandır. M.Ö. 300 yılında Aristo, madencilerde kurşun zehirlenmelerininot etmiş.  M.Ö. üçüncü yüzyılda Çin’deSong ve Ming hanedanları döneminde kayaç ezilmesiyle ilgili solunum sorunlarıve mesleki kurşun zehirlenmesi belirtileri biliniyordu.   M.S. 23-79 yılları arasında yaşamış olanLatin, büyük doğa bilgini ve yazarı Plinius; çalışanların çalışma ortamındakitehlikeli tozlara karşı korunması için maske yerine kullanılması amacıylabaşlarına torba geçirmelerini önermiştir. 1254-1324 yılları arasında yaşamışolan İtalyan gezgin Marco Polo, Kirman şehrinde yaşayanların savaşmaisteksizliğini toprağın doğasına bağlar. Bölgede çadırda yaşayan bu insanlarınçadırlarının önüne güçlerini yeniden kazanmaları amacıyla toprakyerleştirilmesini önerir. 1633-1714 yılları arasında yaşamış olan İtalyan hekimBernardino Ramazzini kurşun ve cıva zehirlenmelerini incelemiş, iş yerlerindekoruyucu güvenlik önlemlerinin alınmasını önermiş. Tarihsel bu örneklerçoğaltılabilir. Ülkemizdeki jeoloji-tıp arasındaki ilişkiye dönersek: ÜlkemizdeJeoloji ile tıp arasındaki ilişki 1970’li yıllarda Prof. Dr. SelahattinYazıcıoğlu’nun Güneydoğu Anadolu’da, Prof. Dr. Y. İzzettin Barış ve ekibininTürkiye’nin farklı yörelerinde çevresel kökenli akciğer hastalıklarıaraştırmalarıyla ve 1980’li yıllarda da jeoloji bilim dalıyla ortak çalışmalaryapmasıyla artan bir ivme kazanmıştır. 2003 yılında Sağlık Bakanlığı KanserDairesi bünyesinde Tıbbi jeoloji Alt Kurulu oluşturulmuştur. 2006-2010 yıllarıarasında da MTA Genel Müdürlüğü bünyesinde Türkiye’nin Tıbbi Jeolojik Unsurlarıve Halk Sağlığı Projesi’’ kapsamında tarafımdan envanter çalışmalarıyapılmıştır.

 

Yerleşim alanları ve buna bağlı yaşam kalitesinin yükseltilmesisürecinde, afet güvenliği ve sağlığın korunması, “TIBBİ JEOLOJİ” sorunlarınındoğal tehlikeler arasında yer aldığı bilinciyle; ülke genelinde “Tıbbi JeolojiTehlike Haritasının” hazırlanması ve konuya ilişkin çalışmalarda eşgüdümsağlanarak Tıbbi Jeoloji Risk Yönetiminin geliştirilmesi; imar-afet-çevre vesağlık üzerine mevcut yasaların bu bilinç temelinde gözden geçirilerek,ihtiyaçlar temelinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Tıbbi Jeoloji; sağlıklıyerleşimler için yer seçiminden, tarımda toprak düzenleyicilerden,mezarlıkların yer seçimine kadar geniş bir yelpazede yer alır.

 

Yeni bir yerleşim yeri planlaması aşamasında; sert ve yumuşak zeminözellikleri, sıvılaşma, heyelan, sel baskını, kaya düşmesi vb. kriterlerdikkate alınıyorsa, yerleşime açılacak zeminlerin; mineral dağılımı, yer altısuyunun kalitesi, radyoaktivitesi vb. ortaya konmalıdır. Zeminler depremsellikyönünden yerleşime uygun olumlu parametreler taşıyor olsa bile,  eğer insan sağlığını tehdit eden; mineral,toz, su kirliliğine neden olan etmenler vb. ortamda yer alıyorsa iyileştirmetedbirleri alınmadan, sağlıklı bir ortam yaratılmadan yerleşime açılamaz.  Yerleşime açılması düşünülen zeminde insansağlığını tehdit eden elementlerden uranyum, arsenik, minerallerden; asbest,eriyonit,  silis tozları bulunabilir.İmara açılacak alanların mineral dağılımı yapılarak, arsenik, radon gazı,radyasyon değerleri vd. de saptanmalıdır. Özellikle kanser nedeni olan asbestve eriyonit içeren kayalar ile bunların alterasyonundan oluşmuş olan alanlaryerleşime açılmamalıdır. Bu gibi mevcut yerleşim birimleri de iskandanarındırılmalıdır. Eriyonitle ilgili uygulama Nevşehir ilinde 2009 yılından buyana sürdürülmektedir. Bu tür yerleşime açılacak olan alanların, insansağlığını tehdit eden ve hastalıklara neden olabilecek; element, mineral,zehirli gazlar vb. Tıbbi Jeoloji kapsamında araştırılmalıdır. Amerika BirleşikDevletleri ve Avrupa ülkelerinde özellikle İngiltere ve İsveç’de yerleşime açılacakbu alanlar Tıbbi Jeoloji içeriğiyle yasal olarak uygulanmaya alınmıştır. 

TIBBI JEOLOJININ TANIMI VE KONULARI

 

Elementlerinmiktarı ya da konsantrasyonundaki bir artış, biyolojik işlevleriengelleyen  ve sonunda ölüme götürenolumsuz biyolojik etkilerin çoğalmasına neden olur. Sağlığı etkileyen tümelementler doğada bulunur ve yaşayan canlılar olarak  varlığımızın temelini oluşturur. Biyosferdekielementlerin oynadığı rolün bir göstergesi olan elementlerin periyodik tablosudoğayı anlamanın temelidir. Diğer yandan Gezegenimizin temel yapı taşları olankayaç ve mineraller doğada bulunan elementlerin çoğunu barındırırlar. İnsanvücuduna besinler, su ve hava yoluyla giren bu elementlerin çoğu küçük dozlardabitki, hayvan ve insan sağlığı için gereklidir. Besin zinciri yoluyla veayrıca  atmosferdeki toz ve gazlarınsolunmasıyla birlikte jeoloji, insan sağlığı ile doğrudan ilgilidir.

 

Çevremizdekikayaçlar, mineraller ve elementler gibi jeolojik unsurlarla depremler vevolkanlar gibi jeolojik süreçlerin insan sağlığı üzerindeki olumlu ya daolumsuz etkileri ve bu etkilerin coğrafik dağılımlarını ortaya koyan,sorunların çözümüne çareler arayan bilim dalına ‘’TIBBİ JEOLOJİ’’ adıverilmektedir.

 

Tıbbi Jeoloji olgusu “jeoloji ile jeokimya” ile yeraltı suyu, toprak, bitki, hayvan ve insan sürekliliği ile ilgili doğal kirlilikve toksik problemleri üzerine geniş bir bakış açısından oluşmaktadır.

Tıbbi Jeolojibilim dalı jeoloji mühendisler, tabipler, epidemiologlar, toksikologlar, dişhekimleri, patologlar, veteriner hekimler, ziraat müh, ziraatçılar, biyologlar,hidrojeologlar, mineraloglar, kimyacılar, jeokimyacılar, biyojeokimyacılar,radyasyon fizikçilerini vb meslek dallarını ortak ilgilendirmektedir.

 

İnsan kökenli(antropojenik) kaynaklardan maden çıkarma ve arıtma işlemleri, fosil yakıtlar, jeotermal kaynaklar,nükleer santrallar ve etkileri,sanayi atıkları, taşıma,atmosfer ve kentsel ortam kirlilikleri, doğal jeolojik unsurlardanvolkanik püskürmeler ve etkileri, içmesuyunda inorganik arsenik, flor, selenyum, iyot, bor vd. elementlerinkaynağı ve etkileri, doğal radyasyon kaynakları, radon ve etkisi,tütünde radyoaktivite, insanlardademir ve çinko eksikliğine bağlı toprak ve kil yeme alışkanlığı kökeni, topraktataşınan patojenler ve etkileri, yeraltı suyu jeokimyası ve sağlık, asbest mineralleri ve etkileri, eriyonit minerali ve etkileri, silis, demir, alüminyum, manganez,talk, barit, berilyum ve kömür tozları, tıbbinin belli başlı konularını oluşturmaktadır. Yeni bir bilim dalı olan Tıbbi Jeoloji  konusunda hızla ilerleme katedilmektedir.

 

TIBBİ JEOLOJİNİN GELİŞİMİ

 

Romalı bir mimarolan Vitruvius MÖ. Birinci yüzyılda madenlerin yakınındaki suyu ve kirliliğigözleyerek madencilikle ilişkili potansiyel sağlık  tehlikelerinibelirtmiştir. Yunanlı hekim Gales, bakır çıkarılmasıyla ilişkili asitdumanlarına dikkat çekerek madencilik faaliyetlerinin yarattığı tehlikeyionaylamıştır. Marco Polo Kirman şehrinde yaşayanların savaşma eksikliğinitoprağın doğasına bağlamıştır. Bölgede çadırda yaşayan bu insanlarınçadırlarının önüne güçlerini yeniden kazanmaları amacıyla toprakyerleştirilmiştir.

 

MÖ. üçüncüyüzyılda Song ve Ming  Hanedanları döneminde  kayaç ezilmesiyle ilgili akciğer sorunları vemesleki  kurşun zehirlenmesi belirtileribilinmekteydi.  Tang Hanedanı dönemindebir simyacı, kurşun, gümüş, bakır, antimuan, altın ve demirin zehirli olduğunubelirtmiştir. Belirli hayvan hastalıkları uzun zaman önce  bilinmekteydi. Yine MÖ üçüncü yüzyıldaÇin’de  tıbbi metinlerde neden ve sonuçilişkileri bulunmuştu.

 

M.S. 23-79yılları arasında yaşamış olan Plini; çalışma ortamındaki tehlikeli tozlarakarşı çalışanların korunması amacıyla maske yerine geçmek üzere, çalışanlarınbaşlarına torba geçirmelerini önermiştir.

 

2400 yıl önceHipokratlar ve Helenik yazarlar, insan hastalıklarının coğrafik dağılımlarını,çevresel faktörlere bağlı olarak tanımlamışlardır. İ.Ö. 300 yılında iseAristole, madencilerde kurşun zehirlenmelerini not etmiştir. Yine tarihselkayıtlardan anlaşıldığına göre kayaçlar ve minerallerin  binlerce yıldır veba, çiçek, humma gibihastalıkların tedavilerinde kullanılmış, eski Yunanlılar çeşitli mineral veelementlerin zararlı etkilerini, eski Çin eczacılığı sayısız mineralin sağlığayararını tanımlamışlardır. 300 yıl önce bilim insanları çeşitli mineraller ilebunların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek için incelemelerbaşlatmışlar ve dünyada bu konuda yerbilimciler,  biyo tedaviciler ve halk sağlığıaraştırmacıları  arasında tıbbi jeolojimeselelerini çok geniş bir biçimde ele alan bir çok ortak inceleme yapılmaktadır.

1633-1714yılları arasında yaşamış olan Bernardino Ramazzini kurşun ve cıvazehirlenmelerini incelemiş, iş yerlerinde koruyucu güvenlik önlemlerininalınmasını önermiştir.

Osmanlıİmparatorluğu döneminde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmuttarafından İstanbul'da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-iTıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye'de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanikderslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma'aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Budersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa'nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğuve  mineralojiyi çok iyi bildiği için“Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir.

Türkiye’de tıpbiliminin jeoloji ile ilgisi safra kesesi, böbrek ve mesane taşlarınınincelenmesiyle başlamıştır. Eski dönemlerde organlardaki taşı görüntülemeimkanı olmadığı için sadece klinik bulgulara bakarak taş olabileceğidüşünülüyordu; ender hallerde, idrar ile taş düşürüldüğünde hastalığın sebebianlaşılıyordu.

ÜlkemizdeJeoloji ile tıp arasındaki ilişki 1970’li yıllarda Prof. Dr. SelahattinYazıcıoğlu’nun Güneydoğu Anadolu’da, Prof. Dr. Y. İzzettin Barış ve ekibinin Türkiye’ninfarklı yerlerinde çevresel kökenli akciğer hastalıkları araştırmalarıyla ve1980’li yıllarda ise jeoloji bilim dalıyla ortak çalışmalar yapmasıyla hızkazanmıştır.

Bilimilerledikçe önceleri bilinmeyen ilişkiler anlaşılmaya başlamış ve Tıbbi jeolojiadıyla yeni bir bilim dalı gelişmiştir. Sağlığa etki eden jeolojik etmenlerinöneminin  farkına varılmasıyla  1996 yılında Uluslararası Jeoloji  Bilimleri Birliğinin (IUGS), Çevre PlanlamasıAmaçlı Jeoloji Bilimleri Komisyonu; birinci amacı bilim insanları, tıpuzmanları ve kamuoyunu  bu konunun  giderek anlaşılması olan Uluslararsı TıbbiJeoloji Çalışma Grubu oluşturmuştur. 2000 yılında  ise UNESCO, 454 nolu Tıbbi Jeoloji projesiadıyla yeni bir Uluslar arası Jeolojik Korelasyon Programına (IGCP) öncülüketmiştir.  Bu proje ile  dünyanın diğer yerlerindeki meslektaşları ilegelişmiş ülkelerde çalışan bilim insanları bir araya gelerek  insanların ve hayvanların sağlığını etkileyenyerbilimsel etmenlerin önemini vurgulamaktadır. 454 nolu Tıbbi Jeoloji Projesine katılımcı ülkeler arasında; Avusturya,Avustralya, Brezilya, Bulgaristan, Kamerun, Kanada, Şili, Çin, Çek Cumhuriyeti,Finlandiya, Almanya, Yunanistan, Hindistan, Kenya, Meksika, Hollanda, Norveç,Polonya,, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan, Slovakya, Güney Afrika Cumhuriyeti,Sri Lanka, İsveç, Tanzanya, Ukrayna, Birleşik Krallık, Birleşik Amerika,Yugoslavya, Zambiya ve Zimbabve bulunmaktadır.

 

2002 yılındaUluslararası Bilim Konseyi (ICSO) bu konuda İsveç Jeoloji Kurumu, ABD JeolojiKurumu ve Washington DC’deki ABD Silahlı Kuvvetler Patoloji Enstitüsüişbirliğinde  kısa kurslar düzenlemiştir.Tüm dünyaya sunulan bu kursların amacı metal iyonları ile eser elementlerinçevre ve halk sağlığını nasıl etkilediğine ilişkin son bilgileri paylaşmaktır.İsveç jeoloji Kurumu ülkesinin metal iyonlarını içeren jeokimya haritalarınıhazırlamıştır. İran jeoloji Kurumu bünyelerinde Tıbbi jeoloji alt birimikurarak, değişik ölçekte jeokimya haritaları üretimine başlamıştır. Ülkemizdeise ilk defa 2003 yılında Sağlık Bakanlığı, Kanserle Savaş Daire Başkanlığıbünyesinde Ulusal Kanser Danışma Kurulu altında Tıbbi Jeoloji Alt Kuruluoluşturulmuştur.

 

TIBBİ JEOLOJİNİN ÖNEMİ

 

12 Haziran 1991yılında Filipinlerdeki Pinatubo Yanardağının püskürmesi jeolojinin dramatiketkileri açısından  güzel birörnektir.  İki gün boyunca Pinatubo, 10milyar ton magma ve 20 milyon ton SO2 çıkarmıştır. Çıkan gazlar  dünya iklimini üç yıl süreyle etkilemiştir.Ortama 800.000 ton çinko, 600.000 ton bakır, 550.000 ton krom, 100.000 tonkurşun, 1000 ton kadmiyum, 10.000 ton arsenik, 800 ton civa, 30.000 ton nikelçıkmış olduğu hesaplanmıştır (Garret, 2000). Volkanik püskürmeler arsenik, berilyum, kadmiyum, civa, kurşun, radon veuranyum gibi çok sayıda zararlı elementi dağıtmıştır. Bu olay doğal jeolojiksüreçlerle çevreye yayılan volkanik malzemelerin, yeryüzünde canlı hayatınınasıl etkilediğinin ve bu bağlamda jeoloji ile sağlık arasında nasıl bir bağkurulduğunun kanıtıdır.

 

Bu volkanikolayların benzeri ülkemizde İç AnadoluBölgesindeki Nevşehir yöresinde milyonlarca yıl öncesinde vuku bulmuş olupetkileri görülmektedir. Nevşehir yöresinde bazı alanlarda yüzeyleyen volkanik tüfleriçinde bulunan eriyonit mineralinin akciğer kanserine neden olduğu ve volkanikkayalardan dolayı yöredeki içme sularında arsenik derişiminin fazla olduğubilinmektedir. Nevşehir yöresinde kansere neden olan eriyonitli tüflerinvarlığı dolayısıyla zaman zaman olayın anılması sırasında Kapadokya adınıngeçiyor olması bile turizmi olumsuz etkilediği ve  bu bölgede bulunan bazı yerleşim birimlerinintaşınması için belli bir kaynağın harcandığı düşünüldüğünde, ülkemizderehabilite edilecek yüzlerce merkezin olduğu ve yerleşime açılacak alanlarındurumu dikkate alındığında, Tıbbi Jeoloji çalışmalarının ülke ekonomisine  katkısı çok açıktır.

 

Bu bağlamdayerleşim alanlarının yaşam kalitesinin yükseltilmesi, afet güvenliğinin vesağlığının korunması sürecinde “TIBBİ JEOLOJİ” sorunlarının da doğal tehlikelerarasında bulunduğunun bilincinde davranılması; ülke genelinde “Tıbbi JeolojiTehlike Haritasının” hazırlanması ve konuya ilişkin çalışmalarda eşgüdümsağlanarak Tıbbi Jeoloji Risk Yönetiminin geliştirilmesi; imar-afet-çevre vesağlık üzerine mevcut yasaların bu bilinç temelinde gözden geçirilmesi veihtiyaçlar temelinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

 

Tıbbi Jeolojibilimi sağlıklı yerleşimler için yer seçiminden, tarımda toprakdüzenleyicilerden, mezarlıkların yer seçimine kadar geniş bir yelpazede rolübulunmaktadır.

 

TIBBİ JEOLOJİ VETURİZM

 

Kapadokya bölgesindeki yalnızca 3 köyde dünyadakiörneklerinden 1000 kat fazla görülen akciğer kanseri nedeni, Kapadokyayöresindeki volkanik tüf kayaları içindeki eriyonit mineral tozlarınınsolunması sonucunda olduğu 30-40 yıldan bu yana bilinmekte olup, bu konuda iki köyüntaşınması ve bir köyün rehabilite işlemi gündemdedir. Tüm dünyaca bilinen buolay bu yöreye gelen yerli ve yabancı turistleri duydukları zaman tedirginetmekte ve bu yöreye ziyaret etmekten çekinmektedirler. Sanki Kapadokya'nın heryerindeki tüfler kanser yapıyormuş gibi algılanmaktadır. Bunun böyle olmadığı,Kapadokya’nın her yerinde olmadığı Atabey (2003, 2005, 2007, 2008)çalışmalarıyla ortaya konulmuştur.

 

2006 yılında Çanakkale Geyikli sahilindeki plaj kumlarıyüksek radyasyonlu olduğundan plaj ziyarete yasaklanmıştı. Bir sezon denizegirilmedi. Yine Ayvacık-Küçükkuyu arasındaki volkanik kayalardaki uranyumcevheri ve radyasyon nedeniyle 2000 yılından bu yana bu bölgede insanlar bualana girmekten çekiniyorlar. Bu alan kıyıya yakın ve en gözde turizm yeri. Budoğal, kayalardan kaynaklanan radyasyondan dolayı tedirginlik yaşanmıştır.

 

Türkiye dünyada kaplıca turizminde ön sıralarda yeralmaktadır. Tüm kaplıca sularımız radon gazı, karbondioksit, bor ve yüksekoranda arsenik içermektedir.

 

Türkiye'nin bir çok alanı bazı  turizm bölgeleri de içinde olmak üzereakciğer kanseri nedeni asbestli kayaların bulunduğu alanlardadır. Asbestinkanser yaptığı ve o bölgelerde bulunduğu açıklaması turizmi ne dereceetkileyeceği ortadadır.

 

Çankırı kayatuzu mağarasında yürütülen çalışmaların biramacı da kayatuzu mağarasını astım gibi hastalıkların tedavisine ve turizmeaçmaktır. 

                   

Copyright © 2012.
Sitenin içeriğinde yer alan yazı ve resimlerin bütün hakları saklıdır. Yazı ve resimler izinsiz olarak kullanılamaz..
Siteyi en iyi İnternet Explorer 8.0 dışındaki tüm browserlarda düzgün görebilirsiniz.